TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Sağlık hizmeti sunumunda tıp etiği 

Geçen haftaki “Adam gibi bir tıp etiği” başlıklı yazıyı yayınlamadan önce Türkiye’nin önemli bir üniversitesinde kalp ve damar cerrahı olan dostum Prof. Dr. Kazım Beşirli’ye değerlendirmek üzere göndermiştim. Çünkü Türkiye’dekilerin bakış açısını merak ediyordum. Tıp etiği alanında bilimsel çalışmaları da olan Prof. Beşirli cevabında, farklı dünyalara ait iki ülke kıyaslanırken can alıcı noktalara temas ediyordu. 

Ona göre birinci olarak bize sunulan her hizmetin ve malın bir üretim/sunum maliyeti var. Bu maliyeti karşılayabiliyorsanız o mal ve hizmete sahip olabilir, onları kullanabilir veya yararlanabilirsiniz. Türkiye’deki sağlık hizmeti sunumunu kıyaslama genellikle kişi başına milli gelirin 40-50 bin dolar olduğu batı ülkeleriyle yapılıyor. Halbuki Türkiye’de kişi başına düşen yıllık gelir şimdilerde 8 bin dolar civarında. Herhangi bir sağlık hizmeti üretmek için o ülkeler kaç avro harcıyor, kaç kişi çalıştırıyor, nasıl (kaç liralık) bir mekân-cihaz kullanıyor? Türkiye ne kadar kaynak (mal, para, insan, bilgi, birikim, zaman vb.) kullanabiliyor? Bu biraz da bir kasaba oteli ücreti ile neden beş yıldızlı otel hizmeti alınamadığına hayıflanmak gibi oluyor. Yani akıl dışı bir beklenti…

İki ülkeyi kıyaslarken yapılan bütün eleştirilerde genellikle doktor özne olarak kullanılıyor. Doğrudan veya dolaylı ya da îma ile bütün bu sorunların sebebi doktormuş gibi sunuluyor. Çok karmaşık ve birçok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan sağlık hizmetinde her şeyi doktordan beklemek ne kadar akılcı olabilir? Tabiî ki doktor da içinde bulunduğu “kültürel ekosistemin” bir parçası olarak şekilleniyor. Humaniter, insanî açıdan doğru/yanlış veya eksik özellikler ile eğitiliyor ve doktorluk yapıyor. Doktor da elbette eleştirilebilir. Ancak sağlık sistemindeki bütün sorunlar doktorlardan kaynaklanıyormuş gibi bir yaklaşım kökten yanlış. Oysa sorunların bir kısmı topyekun geri kalmışlığımızdan veya fakir ülke olmamızdan kaynaklanıyor.

Bir hekimin iyi insan, etik davranışlı bir profesyonel, iyi bir vatandaş/Müslüman gibi davranması ve hiç olmazsa kendi elinin erdiği alanda kusur yapmaması hususuna gelince… İyi yetişmiş bir hekim o noktaya gelene kadar yıllarca, belki günaşırı nöbet tutarak (saatlik ücreti asgari ücretin altında kalıyor), 45 kiloluk hemşirelerin kuvveti yetmediğinden ve başkaca bir personel olmadığından 100 kiloluk hastaların altını temizleyerek, her gün onlarca antisosyal kişilikli insanla muhatap olarak çalışıyor. Mesleğini yaparken de manavda kendisine çürük domates verene, yolda yürürken üzerine çamur sıçratan şoföre, haber yazarken hiç dikkat etmeden yazan muhabire, seçip tepesine getirdiğinde hizmet edecek yere hot-zot eden politikacıya, trafikte taciz eden sürücüye, çocuğuna hiç de iyi davranmayan öğretmene, vs hizmet ediyor. Muhtemelen onların sunduğu hizmet kalitesinde… Neticede hangi meslekten olursa olsun genellikle insanlar aynı sosyokültürel ortamın ürünleri olarak hizmet veriyor. Demek istediğim o ki; hekimin kalitesi de toplumun kalitesinin bir yansıması olarak ortaya çıkıyor.

Halbuki hastalar ve yakınları, genel olarak otelcilik hizmeti veya en genel ifade ile “hizmet sektörü” faktörleri ile değerlendirme yapıyor. Sağlık hizmeti sunumunun bu tarafı hekim dışı unsurların kalitesi ile ilişkili. Tıbbî hizmetin kalitesini değerlendirmek, gerçekte hekimler ve tıp mensupları için bile zordur. Bu nedenle bazen bir doktor, bazı hastalar ve yakınları tarafından göklere çıkarılırken diğerleri tarafından yerin dibine batırılabiliyor. Aslında bu durum, değerlendirmelerin sağlıklı ve hakkıyla yapılamadığının da bir göstergesi.

Sağlık hizmetlerindeki işlerin yolunda gitmesi sekretarya, organizasyon gibi hastanedeki lojistik sistemin kalitesi ile de ilişkili. Türkiye’de doktorun hastaya zaman ayıramaması hakikaten bir problem. Bunun bir kısmı iş yükü ile ilişkili, yani sistem meselesi. Bir kısmı da kültürel, yani doktorun kusuru.

Batı tarzı “hizmet sektörü”nde beden dili ile “ben seni önemsiyorum ve anlıyorum” ifadesini vermenin bir kültür haline geldiği görülüyor. Bu konuda çok başarılılar. Dolayısıyla tüm toplumsal katmanlarda humaniter bir ilişki kurma becerisi daha gelişmiş durumda. Ki bu davranış hastaya “empati” ile yaklaşma şeklinde tezahür ediyor.

Anladığım kadarıyla tıp etiği, hastane mimarisi ve iç donanımından hizmet sektörüne, sağlık sisteminden doktorlar ile diğer sağlık çalışanlarının niteliğine ve insan zihniyetine kadar değişik yönleriyle ele alınması gereken bir mesele. Almanya’da bütün bu alanların çoğu tanımlanmış ve uygulamaya konulmuş durumda. Türkiye’nin ise daha çok ekmek yemesi lazım diyeceğim ama mideden evvel bir zihniyet değişimine ihtiyacı olduğu kesin.

30.10.2015 17:19