TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Reform gerektiren din mi, zihin mi?

Bir iki asırdır İslamiyet gerektiği ölçüde yaşanmadığı gibi, Müslümanların davranışları da dine mal ediliyor. İslam ile müntesipleri arasındaki gözle görülür bu kopukluk dinde reform düşüncesine yol açıyor. 

Haliyle Müslüman ülkelerdeki onulmaz şiddet sarmalı ve terör olaylarından dolayı  da dikkatler dinin aslî kaynaklarına yöneliyor. Bu bağlamda geçenlerde Süddeutsche Zeitung’da bir makale yayınlandı. Konuyu ele almada bana malzeme sunmasa belki zikretmeye bile gerek duymazdım. Makalenin yazarı Freiburg İslam İlahiyatı ve Din Eğitimi Bölümü Başkanı Abdel-Hakim Ourghi.

Ourghi özetle diyor ki: “Kur’an ve Sünnet artık kritiğe tabi tutulmalı. Müslümanlar özellikle Medine dönemi ayetlerini tamamen o dönemle sınırlandırarak yorumlamalı. Muhammed Aleyhiselam sözün gücünü kılıcın şiddetiyle birleştiren dünyevi bir lider oldu. Ayrıca otoriterliği işleyen Kur’an pasajlarına dayanarak 624’ten itibaren Arap müşriklerle Hıristiyan ve Yahudilere karşı şiddete başvurdu. Fatiha’nın son ayetlerindeki sapıklık ve dalalet içinde olanlarla Hıristiyan ve Yahudiler kastediliyor. Bu gruplara karşı birtakım suçlar ileri sürülerek şiddet legitime ediliyor. Bu tartışmalı ayetleri günümüze kadar ibadetlerde her gün okuyan Müslümanlar şiddeti bilinçsizce meşrulaştırıyor.”

Oysa böylesi meseleler önyargıları pekiştirici değil de daha tutarlı ve güzel bir üslupla dile getirilebilirdi.

Bir kere Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın katıldığı savaşlar müdafa savaşları. Savaş nerelerde yapılıyor, Medine ve civarında. Yani Mekkeli müşrikler gelip savaş açıyorlar. Sebebi açık: Suriye’ye giden ticaret yoluna yakın Medine’de yeni bir dinî ve iktisadî güç merkezinin ortaya çıkmasını engellemek.

Öte yandan Kur’an-ı Kerim’e göre esas olan savaş değil sulh ve adalet. Hem Medine Vesikası (623) hem de Mekkeli müşriklerle imzaladığı Hudeybiye Barış Anlaşması (628) Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın da barış için büyük gayret içinde olduğunun delilleri.

Fatiha suresinin son ayetlerine gelince… Sapıklık ve dalalet içinde olanlarla günümüzde bazı Müslümanların olduğu gibi kısmen Hıristiyanlar ve Yahudilerin kastedildiği şeklinde de yorumlar var. Ancak burada sözkonusu olan bu inanç gruplarının sıfatları. Yeri gelmişken bir hususa dikkati çekelim. Allah katında insanın Müslüman veya kafir olmasından öte insanların amelleri/sıfatları da önemli. İnsan Müslüman olabilir, ama kafir sıfatları taşıyabilir; kafir, Hıristiyan, Yahudi bilenen birçok insan da Müslüman sıfatı taşıyabilir. Fatiha Üzerine Mülahazalar isimli eserde Kur’ân-ı Kerim’in gadaba uğramışları ve dalâlete düşmüşleri genel olarak ele aldığı vurgulanıyor ve özetle şöyle deniyor:

“Kur’ân gazaba şu âyetle de işaret eder: ‘And olsun ki sizleri korku, açlık, mal, ekin, kazanç ve evlât noksanlığıyla imtihan edeceğiz.’ (2/155). Bütün bunlar, gazab-ı ilâhîdir. Fakat bu gazaba uğrayan ne mel’un, ne Yahudi, ne de Nasranidir. Allah’ın gazabına uğramış ve Allah’ın yolundan çıkmış insanlardan olmamayı O’ndan talep ediyoruz. Dalâlet; körlük, aklı kullanmama ve hayrette kalmadır ki, bunlar bazen de dalâlete sebeptir. Bazen de insan dalâlete düşer, sonra da arkasından akılsızlık, bunaklık, şaşkınlık, hayret ve dehşet gelir.”

Yani daha çok sıfatlar üzerinden gidilerek kim olursa olsun gazaba uğrayan ve sapıklık üzere olan insanlardan uzak durulması salık veriliyor.

Aslında bazı Müslümanların anlamakta zorlandığı nokta şu: Müslümanlar; şiddet, terör, yolsuzluk, ahlâksızlık gibi birçok davranışlara düçar vaziyette. Dolayısıyla işlenen cürümler dinî bir mahiyet de arzediyor. Fakat Müslümanların ekseriyeti birçok ayeti sadece yüzünden anlıyor. Bu sebeple doğrudan İslamı reforme etme üzerinde mi durulmalı, yoksa Muhammed İkbal, Bediüzzaman gibi düşünürlerin altını çizdiği gibi zihinleri inşa etmeye mi ihtiyaç var. Problemlerin çözümü büyük oranda ikincisinin gerçekleşmesine bağlı gibi duruyor. Tarık Ramazan’ın belirttiği gibi asıl mesele Müslümanların din algısını doğru zemine oturtmak.

Müslüman toplumlarda cehalet hüküm sürdükçe, zihinler yeniden inşa edilmeyip dini yüzünden ve ideoloji seviyesinde anlamadan kurtulamadıkça, şiddetin temelini dinin kaynaklarında görme ve reform talepleri devam edeceğe benziyor.

29.01.2016 15:59