TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Okul başarısının ilacı mı?

Başlığa bakıp başarı odaklı bir eğitim anlayışını savunduğumuz anlaşılmasın. Başarı daha çok bir sonuç. Bu sonuca ulaşmak elbette kolay değil, gayretin yanında bütüncül bir eğitim vizyonu istiyor.

Malum çocuk okula başladığı andan itibaren ailesinin koruma alanının dışına çıkıyor. Artık kendi başına öğrenme kültürüyle karşılaşıyor. Okul hayatının ritmine uyması… Öğretmeniyle, arkadaşlarıyla uyumlu olması, sınıf atmosferine uyum sağlaması başarısında önemli etkenler. Bu cümlelerden anlaşılacağı üzere ‘uyum’ kavramı anahtar sözcük.

Ayrıca okul başarısı çocuğun yeteneklerine ve zeka seviyesine bağlı olarak da tezahür ediyor. Yetenek ve zeka tam kullanılamadığında öğrenci bazı konuları anlamada zorluk çekebilir, hatta yetersiz kalabilir. Bazı konuların üstesinden gelemeyince de çocuk ve aile panikleyebiliyor. Hatta insan ne yapacağını bilemez hale geliyor.

Bu durumda çocuğa yüklenmek verimli bir yol değil. Korkunun ölüme faydası yok. Belki evvela çocuğun yetenek veya anlama eksikliğinin sebeplerini ortaya çıkarmaya çalışmak en doğrusu. Mesela öğrenmede önemli yer tutan dinlemek, hissetmek ve görmek gibi duyuları tam kullanabiliyor mu? Zira hislerle düşünme birbirine bağlı olduğundan, öğrenme ikisi birden harekete geçtiğinde vuku buluyor.

Yani demem o ki, öğrenmede aksaklıklar söz konusu olduğunda hemen sıkıntıya girme, korku ve stres yaşama yersiz. Çocuktaki hislere ve düşünme yeteneklerine işlev kazandırılması veya işlevlerinin nasıl yerine getirilebileceği üzerinde durulması daha sağlıklı. Çünkü en iyi öğrenme hislerin işlevlerini en iyi şekilde yerine getirmesiyle gerçekleşiyor.

İlk cümlede altını çizdik: Sadece başarı odaklı değil, çocukların his, ruh, zeka denkleminde dengeli bir gelişme seyretmesini sağlamak ve okul sürecini bu çerçevede devam ettirmesi önemli. Burada en büyük sorumluluk ise ailede.

Başarılı bir okul sürecinde birçok faktör rol oynuyor. Üç tanesi ise malum: Çocuk, aile ve öğretmen/okul. Ancak bu kavramların içini aile olarak doldurmak ve birbirleriyle olan ilişkilerini tek tek ele alma zaruretini hatırlatalım. Yani çocuğun beden ve ruh sağlığı, psikolojik gelişimi ve aileyle ilgili dinamikler öğrenmeyi doğrudan etkiliyor. Eğer bu alanlarda aksaklıklar varsa, evvela bunları gidermek, daha sonra okuldaki sosyal ilişkilerine ve uyumla ilgili durumlarına bakmak geliyor.

Tecrübî olarak biliyoruz ki, aileler yukarıda sözü edilen noktaları atlayarak herhangi bir öğrenme probleminde maalesef doğrudan öğretmeni ve okulu suçlayabiliyor. Çoğu kez de haksız yere. Oysa veli ve öğretmen arası çatışmada en büyük zarar çocuğa dokunuyor. Bazı öğrenciler sırf bu yüzden strese giriyor ve başarılarında genel düşüşler yaşayabiliyor. Hele hele çocuğa bir de güvensizlik telkin edildiğinde öğrenme motivasyonu daha da zayıflıyor.

Burada bir hususa dikkat çekelim. Beden sağlığı denince akla sinir sistemi de geliyor. Bazı çocuklar davranışlarındaki dengesizliklerden dolayı ilaç almaya yönlendiriliyor. Avrupa Birliği ülkelerindeki bir yönetmeliğe göre ilaçtan önce eğitim, psikoterapi ve aile desteği gibi hususların iyice araştırılması öngörülüyor.

Velhasıl, okul başarısının da bir parçası olan eğitime bütüncül bakmadığımız sürece kısırdöngülerden kurtulamadığımız gibi, hem çocuklarımızı hem de kendimizi gereksiz yere yıpratabiliriz. En iyisi tıkandığımız yerde eğitimcilerle, öğretmenlerle, tabii ki çocuklarımızla konuşmak ve çözüm aramak…

Arayan mutlaka bir çıkış yolu bulur, aramayansa türlü mazeretlerle yorulur durur.

19.02.2016 16:02