TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Karneden tatile…

Karneler alındı. Tatil başladı. İki kısa cümlelik iki hadise… Ya muhtevası? Karneden başlayalım.

Karne işi biraz karmaşık. Bir yanda sevinçli, diğer yanda üzüntülü öğrenciler ve veliler. Ya da bunların hiçbiri. Gamsız, kedersiz, her şeyi hayatın akışına bırakan öğrenciler ve veliler.

Bunlardan ikincisine belki bir çift söz etmek faydalı olabilir. Karne, çocuğun ve ebeveynin sorumluluklarının ortak paydası denebilir. Aynı zamanda bir neticenin ifadesidir de. Öğrencinin olduğu kadar velinin de aynası. Bazı ebeveynlerin kötü notlar sebebiyle çocuklarına kızmalarını bu yüzden anlayamıyorum.

Hep aynı problem. Kötü gidişin birçok işaretine rağmen aldırmayıp, ufak nasihatlerle geçiştirilir çoğu kez. Çoğu kez de geç kalınır. Sanki bu “geç kalma” Türkler açıcından toplumsal bir hastalıktır. Bir işi vaktinde bitirememe, bir programa geç kalma, bir problemi algılamada geç kalma hep aynı nakıs cümlesinden. Kötü tabloyu görmek için niçin karneye kadar beklenilir akıl sır ermez.

Tatile gelince… Keyif çatmak, öylesine vakit öldürmek şeklinde anlaşılıyor hâlâ, ki akıllara ziyan. Kitap okumak gittikçe lüksleşiyor. Prensipte öğrenciler dinlenmeyi hak ediyor. Mesele dinlenmenin niteliğinde. Okul, okuma, düşünme, kitap gibi kavramlardan koparak geçirilmesi gereken zaman dilimi midir tatil? Bilhassa karnesi pek de iç açıcı olmayan öğrenciler açısından.

Zamanımızın en büyük problemi dil ve ahlak erozyonu veya yozlaşması olduğuna göre tatili kazanca dönüştürmenin ipucu da kendiliğinden ortaya çıkıyor. Anadil ve içinde yaşadığımız ülkenin dilinde en az iki üç kitap okumak dil gelişimine ilaç gibi gelir.

Karnelere yansıyan kötü notların ana sebebi araştırıldığında ya öğretmeni ya da sınavlardaki soruları yeterince anlayamamak olduğu görülüyor. Bunun tek bir ilacı var, o da kitap okumak. Başka da ilacı yok.

Bir de ahlak meselesi dedik. Bu, en az derslerde başarılı olmak kadar mühim. Tatillerde olsun kısmen belli programlarla bu alandaki eksiklikler giderilebilir. Belki dinî, ahlakî, tarihî kitaplar okunarak boşluklar telafi edilebilir.

“Tatil kültürü” diye bir şey var. Almanların iyi becerdikleri, örnek alınası bir olgu. Türkiye’ye gidenlerin, köylerinden hariç, birkaç günlerini ufak bir ön hazırlıkla İstanbul, Konya, Bursa gibi tarihi şehirlerimizde geçirmeleri çocukların kültürel sermayelerine katkı sağlar. Almanya’da kalanlar ise bu güzel ülkeyi biraz daha yakından keşfe çıkabilirler. Civar kentlerde bile hiç gezmediğimiz “Altstadt”lar kesinlikle vardır. Almanya’nın hangi tarihi çarklardan geçerek bu harika şehirleşmeyi gerçekleştirdiklerine şahit olmak çocuklarımız açısından verimli değil midir?

Bir ülkeyle barışık yaşamak, o ülkenin toplumunu ve kültürel zenginliklerini yakından tanımakla mümkünse, işte fırsat elimizde. Tatilleri iyi değerlendirip, hem zihnimiz hem ruhumuzla yeni ufuklara yelken açmak da…

Okul döneminde zaten internet ve TV’lerden kopamayan öğrenciler, eğer zamanlarının çoğunu yine bu meretlerin başında geçirirlerse hem tatillerine hem de kendilerine yazık etmiş olurlar. Yine aynı tas aynı hamam devam ederler okula. Karnelerine yine aynı yetersiz notları doldurarak, ne hayatın boşluklarından ne de hayatlarında türlü boşluklar oluşturmaktan kurtulabilirler.

Hem karnelerini dolgun notlarla doldurup hem de tatillerini dolu dolu geçirenlere ne mutlu…

03.07.2015 20:30