TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Kültürel sermaye

Sermaye deyince aklımıza ne gelir? Para pul, mal mülk. Peki bunlardan başka sermaye yok mu? Hem de yerine göre daha etkin. Ama her nedense insanların birçoğu para pul meretini tek sermaye sanıyor.

Oysa bu sadece ekonomik sermaye… Kültürel ve sosyal sermaye kavramları belli seviyede işlense de kimin umurunda? Sosyal sermaye, çocuklarımızın içinde bulunduğu çevre ve çocuğa etkisiyle ilgili. Geçen hafta üzerinde durmuştuk. Kültürel sermaye ise daha çok eğitim ve okul başarısı açısından ele alınıyor. Fakat nasıl bilinmeyen ve tanınmayan şeye değer verilmiyorsa, sözkonusu sermayeler de bundan nasibini alıyor.

Hayatın kalitesi, insanın zamanını nasıl ve neyle geçirdiğiyle doğru orantılı, desek yanlış olur mu? İşte kültürel sermaye biraz da zamanı verimli ve velûd geçirmeyle alakalı.

Ekonomik imkanlara sahip aileleri bir tarafa bırakalım. Çünkü onlar çocuklarına istedikleri düzeyde eğitim imkânları sunabiliyor. Buna bağlı olarak çocuklarının kültürel ve sosyal sermayeleri de o seviyede gelişebiliyor. Dünyanın her tarafında genel durum böyle.

Fakat her ailenin hayat kalitesini biraz da olsa yükseltme adına, kültürel ve sosyal sermayelerini arttırabilecekleri alanlar da yok değil. Özellikle gelişmiş, refah seviyesi yüksek toplumlarda mesela ekonomik imkânları hangi düzeyde olursa olsun, her aile kültürel sermayesine değer katabilir. Ki bu, çocukların eğitimini doğrudan etkiler.

Nasıl mı? Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’ye göre kültürel sermaye üç biçimde, yani içselleştirilmiş kültürel sermayeyle, kitap, sözlük, resim gibi eşyalarla ve okuldan aldığı diplomaların ona kazandırdığı statü sayesinde ortaya çıkıyor.

İçselleştirilmiş kültürel sermaye, ferdin becerileri ve davranışları karakterinin bir parçası ve sürekli tutumu haline gelmesiyle elde ediliyor. Bir davranış içselleştirildikçe sermaye de o oranda artıyor.

Sadece ferdin kabiliyetleri değil, ailede verilen kültür de çocukları başarıya götürebiliyor. Bu sermayeyi elde edebilmek için her ferdin zamanını ve enerjisini bizzat kendisinin harcaması gerekir. Mesela kendini eğitime verdiği dönemde istek ve arzularını erteleyerek fedakârlıkta bulunması şart. Yani enerjisini bu yöne kanalize ederek arzu ve isteklerini erteler.

Eğer aile, kültürel sermayeyi çocukluk döneminde vermezse, çifte zaman ve enerjiye ihtiyaç duyuluyor. Biri geçmişte kaybettiği zaman, diğeri eksik sermayeyi kazanmak için ayrıca zaman ve enerji harcayarak geçirdiği süreç. Mesela müzik dersi için önceden eğitim verilirse okulda müzik dersinde yabancılaşma yaşamaz. Nasıl derse hazırlık o dersi öğrenmede önemli rol oynuyorsa, içselleştirilen kültürel sermaye uzun süre derse hazırlık gibi düşünülebilir.

İçselleştirme, çocuğun şahsiyet gelişimi ve becerileri için küçüklüğünden beri alt yapısını oluşturmaya yarar. Zamanla kültürel sermaye karakterin ayrılmaz parçası haline gelir. Mesela mikroskopla kandaki alyuvar akyuvarlara bakarsınız ve orada gördükleriniz bilginizin ayrılmaz parçası oluverir. O alet olmadan sathi bilgilerle içselleştirme gerçekleşmez.

Kültürel sermaye başkaları üzerinden elde edilemediği gibi uzun bir süreç ister. Bir de insan başkasının yapmasıyla o sorumluluktan kurtulamaz. Bizzat ferdin yaşaması esastır. Bazen zengin anne-babalar kültürel sermayeyi yeterince veremeyince bunu teknolojik ürünlerle gidermeye çalışsalar da pek işe yaramaz.

İçselleştirme süreci bilinçli olmayabilir; eğer toplumda önem veriliyorsa ailede olmasa da gerçekleşebilir. Kültürel sermaye çocuğun şahsî ve zihinsel yapısına göre hızlı veya yavaş şekilde gelişir. Bu gelişme gizli ve farkında olmadan vuku bulur. Mesela çocuk kitap okur, duygu ve zihin dünyasında birtakım gelişmeler yaşar. Başkaları bunun sonucunu görür. Kitap okuyanın ne kadar zaman harcadığını ve hangi fedakârlıklarla okumalar yaptığını bilmez. Aynen gerçek ibadetin sonucunun ahlakta yansıdığı gibi. Eğitim çoğu kez maddi açıdan görünür olmadığından kültürel sermaye para gibi somut algılanmaz.

07.08.2015 19:28