TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Körü körüne itaat ve nefret cenderesinde

Nazilerin toplama kampları üzerine birçok film seyretmiştim. Yüz binlerce insanı nasıl canice katlettiklerini yerinde görmek istiyordum. 

Viyana dönüşü yol üzerinde böyle bir kampın varlığını öğrenince fırsatı değerlendirdik. Avusturya’dakilerin en büyüğü Mauthausen kampı (1938-45), hakim bir yere kurulmuş, hem de bizzat kurbanlar çalıştırılarak. Sanki hâlâ insan cesetleri kokuyordu.

Mekân müze haline getirilmiş. Orta kısmında büyükçe bir meydan var. Alana o zamanlar toplam 30 kadar baraka inşa edilmiş. Büyükçe bir kapıdan geçtikten sonra insanların toplandığı, hastalıklarına, mesleklerine göre ayrıştırıldığı, karantina altına alındığı bölümler yer alıyor. Soyunma ve gaz odalarıyla insanları yaktıkları fırınlar bodrum katta… Hepsi toplam 25 bin metrekare üzerinde.

İster istemez ürperiyor insan. Nasıl ürpermez ki, yüz bin civarında can sadece burada vahşice katledilmiş… Hep zihnimi kurcalıyordu bir soru: Böylesine bir canavarlığı insanoğlu nasıl işleyebilir? Binlerce suçsuz insanı toplayıp, değişik işkence yöntemleriyle öldürüp, bir kısmını gazlayıp yakarak yok etmek… Bu nasıl bir zihniyet, ne vahşi bir ideolojidir! Bu kadar insanlık dışı, canavarca bir cürümü insan denen varlık nasıl işleyebilir? Orada aklıma üşüşen sorular, sorular… Kim olursa olsun, bu kadar masum cana vahşice kıyan, aşağılık varlıklara ne denir bilmem ki!

Soğuk bir atmosfer… Düşünce dünyamda şimşekler çakarken sorunun cevabı da zihnimde netleşiyordu ve kanımca sadece bir kelimeydi: Nefret. Ancak muazzam bir nefret duygusu insanın gözünü döndürüp, dünyayı cehenneme çevirebilirdi.

Hemen hemen Neonazi, aşırı sağ, aşırı sol gibi radikal gruplarla bazı selefist ve siyasal İslamcıların da ortak paydasıdır. Siyasal İslamcıları bu kadar bilmiyorduk; Türkiye’deki uygulamalar, onların da diğerlerinden bir farkı olmadığını gösterdi. Tunus’taki En-Nahda gibi değişik ülkelerde nefrete teslim olmayanlar ayrı değerlendirilebilir.

İlginçtir, Naziler, aşırı veya terörist örgütler, siyasal İslamcı, selefist ve harici ideolojilere sahip insanlar kendi gruplarına karşı körü körüne bir itaat gösterirken, karşı taraftakilere de aşırı bir nefret duygusuyla dopdolular.

Şimdi dinlerde, özellikle de İslam’da sevgiye yapılan tahşidatlar daha iyi anlaşılıyor. Zira nefret düşmanlığa, sevgi ise kardeşliğe sürüklüyor kitleleri.

Evvela Yüce Beyan’da zikredilen Müslümanlar arasındaki ilişki düzeyine bir bakalım:  “Müminler sadece kardeştirler. O hâlde ihtilâf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin!” (49/10). “Sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş!” (41/34).  „O muttakîler ki kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever.“ (3/134). “Rabbimiz kalplerimizde îmân edenlere karşı hiçbir kin bırakma.” (59/10). Bir de “Bir mü’min diğer mü’min için, duvarın birbirini perçinleyen tuğlası gibidir.” (Buhârî, Müslim) düsturunun hayatımıza düstur olduğunu düşünelim.

Mayasını bu kaynaklardan alan Anadolu kültüründe sevgiydi hep esas olan. Yunus Emre ve Mevlana karışık bir dönemde zuhur etmelerine rağmen hep sevgi ve barış solukladılar. Kine, nefrete prim vermediler. Yine tefrikanın, nefretin, şiddetin, düşmanlıkların, çatışmaların yeryüzünü tuttuğu, bilhassa İslam memleketlerinde yoğunlaştığı bir süreci yaşıyoruz. Nasıl Moğol saldırılarıyla paramparça olan Anadolu coğrafyası Yunus’larda, Mevlana’larda mücessemleşen sevgiyle yoğrulup yeşerdiyse günümüzde de böyle bir sevgi, saygı ve barış solumaya ihtiyaç var.

Çünkü “Müminlerde nifak ve şikak, kin ve düşmanlığa sebebiyet veren tarafgirlik ve inat ve haset, hakikatçe, hikmetçe, insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyet’çe, şahsi hayatça, içtimai hayatça, mânevi hayatça çirkin ve merduttur, muzır ve zulümdür ve insanlık hayatı için zehirdir.” (22. Mektup)

Dolayısıyla Müslümanım diyenlerin evvela nefret dilini bırakması şart. ‘Nefret suçu’ diye cezası olan bir suç var. Mesela Alman anayasasına göre hiçbir din, inanç, ırk, cinsiyet nefret söylemiyle dışlanamaz. Hâl böyle iken, Naziler gibi hücrelerine kadar gözünü kin ve nefret bürümüş insanların arkasından gidenlere ne demeli!

Gelin hep birlikte Hâfız Şirazî’ye kulak verelim: “İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muâşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muamele etmektir.”

28.04.2016 18:09