TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

İslam’a relativizm tuzağı!

Relativizm, her şeyin ferde özgü, relative edilmesi demek. Türkçe de “her şeyi relative etme” diye sıkça kullanılır. Yani herkesin kendine göre ölçüp biçmesi manasında.

Felsefe tarihinde, bilhassa epistemoloji ve etik alanlarında izafi yaklaşımların etkili olduğu biliniyor. Relativizme göre hiçbir bilgi kesin olmayıp, bilginin genel geçerliliğinden şüphe edilir. Yine aynı şekilde mutlak ahlakî değerden söz edilemez. Bilgi ve ahlakî değerler toplumlara, kültürlere, tarihi şartlara ve kişilere göre değişebiliyor.

Ya mesele din olursa… İşte son yıllarda sanki İslamiyet de böyle bir relativizme maruz bırakılıyor. Herkesin kendine göre bir din algısı oluşturuluyor veya ona zemin hazırlanıyor. Müslüman dünyada kitleler hızla böyle bir handikaba doğru sürükleniyor.

İnsanların kafası karışmış durumda! Müslümanlar, önüne gelen her konuda akıl almaz yorumlarda bulunurken, Müslüman olmayanların şu sorusunu yadırgamamak gerek: Hangi İslam?

Evet, “Hangi İslam?” sorusu tam da İslamiyet’in relative edildiği, yani göreceli hale getirildiğinin en mühim göstergesi. İnsanların geldiği nokta ürpertici: “Dini konularda herkes bir şey söylüyor. Kime inanacağımızı şaşırdık!” Hedef de bu değil miydi zaten?

Peki gerçekten durum öyle mi? Herkes kafasına göre dini konuları ağzına sakız yapabilir mi? Bildiğim kadarıyla başta İslam’ın temel kaynakları buna müsaade etmez. Çünkü haramlar ve helaller belli. Belli olan hakkındaki her aykırı yaklaşım sakattır. Mesela hırsızlık, rüşvet, yalan, gıybet, iftira haramsa, her zaman haram kalacaktır. Adam kafası estiği gibi kafa kesiyor, sonra da cennete gideceğini iddia ediyor. Dinin ruhuna aykırı bir fiille nasıl cennete gidilebilir ki!

“Çalıyor, ama çalışıyor” türü güzellemeler, “yolsuzluk paraları dava için harcanıyor” cinsinden teraneler hep bu relativizme hizmet ediyor. Mubah olmayan hiçbir şey kalmıyor bu sayede.

Bediüzzaman, “içtihat kapısı açık, ama herkes o kapıdan içeri giremez ” derken, her aklı esen dinin hemen her alanında çekinmeden içtihadî yaklaşımlarda bulunuyorsa, burada doğrudan dinin özüne yönelik bir saldırı var demektir. Aksi halde relativizm cenderesinde dinin değişmeyen ahkamıyla zamana, zemine, şartlara göre değişebilen içtihadî yaklaşımlar birbirine karışabilir ki, bunun da vebali ağır olur. Müslümanlardan özellikle bu noktada daha hassas davranmaları beklenir.

Burada özellikle bazı TV’lerde dini konuların ayakaltına düşürülmesinin de önemli payı olabilir. Her önüne gelen fetva veriyor, kafasına göre yorumlarda bulunuyor. Neticede toplumda artık bilen bilmeyen herkes konuşuyor. Bazıları “sakalın yerini ben Kur’an’da sana gösteririm, derken, bazıları da “evlenmek farz, evlenmeyen adam dine muhalefet etmiş olur, iddiasında bulunabiliyor pervasızca.

Giyimi kuşamı, davranışlarıyla İslamiyet’le uzaktan yakından alakası olmayan bir kız “saçımı siyah dışında bir renge boyarsam günah olur mu?” sorusuna cevap arayışına girebiliyor. Din özel hayatın dışında birkaç ritüelle öylesine giderilmesi gereken bir alan şeklinde algılanmaya başlıyor. Ve her şeye bir dinî kulp bulunarak işin içinden sıyrılmaya çalışılıyor.

Halbuki din; kalp hayatı, vicdan mekanizması, nefisle alakalı, insanın dünya ve ukbasını birlikte ele alan yanlarıyla bir ilkeler ve değerler bütünü. Bir hayat tarzı, dünyaya bakış acısı, bir ahlak anlayışı sunuyor. Ferdin, nefsiyle, kainatla ve diğer insanlarla ilişkilerini düzenleyen yaklaşımlar öngörüyor. İslam’ın ana omurgası ortadayken herkesin kafasına göre takıldığı bir din haline ge(tiri)lmesi mümkün mü?

Dolayısıyla dinin ana kaynakları Kitap ve Sünnet’e başvurarak bilgilerimizi yenilemek bizi muhtemel yanlış algı ve adımlardan koruyabilir. Yoksa relativizm rüzgârına kendimizi kaptırırsak, neticesindeki muğlaklık ve kaypaklık bize hem dünyada hem de ahrette pahalıya patlayabilir. Bilhassa her kafadan bir sesin çıktığı bilgi kirliliği ve fitne dönemlerinde özü sözü güvenilir alimlere kulak verme ve dinî konularda sahih bilgiye itibar etme zarureti var.

16.01.2015 19:30