TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

İnsanla mı, siyasetle mi?

Günümüz Müslümanları yine ciddi bir sınavdan geçiyor. Sınavın insanî, ahlakî, dinî, hukukî, sosyal boyutları var. Problem yelpazesi oldukça farklı ve geniş, çözüm adına sunulan reçeteler ise sınırlı.

Dünyanın değişik yerlerinde İslamî veya gayr-i İslami aynı amaca hizmet eden farklı sivil toplum örgütleri ve cemaatler var. Birçoğu küçük çaplı olsa da, taşıdığı niyetler, hatta sundukları reçeteler aynı.

Bu reçeteyi sunanlardan biri de belki global çapta adından söz ettirip kabul gören Hizmet Hareketi. Her ne kadar Türkiye’de hukuksuz ve ahlaksızca ‘terör örgütü’ yaftasına maruz kalsa da… Fethullah Gülen Hocaefendinin fikirleri ve hizmet anlayışı ışığında oluşan Hareket bütün dünyada dikkat çekiyor. Global bir aktör olarak Müslümanların ve değişik toplumların devasa problemlerine çareler sunmaya çalışıyor. Reçete basit: Üstad Bediüzzaman’ın, “cehalet, fakirlik ve tefrika” diye tespit ettiği temel problemlere çözüm üretmek. “Karanlığa küfredeceğine bir mum yak!” esprisi içinde hep müspet hareket etmek. Fakat çözüm adına sarf edilen gayretler Kaf dağına tırmanmak kadar zorlu mu zorlu… Bu zorlu yolun yolcusu ve hedefi ise insan.

Hizmet felsefesi, sosyal, ekonomik ve siyasi problemlerin çözümünü insanda arıyor. Ferdin yeniden ele alınmasına, kalp-kafa bütünlüğüne, vicdan mekanizmasının sağlıklı işlemesine, gelenekle modernitenin uyumuna önem veriyor. Sağlıklı bir toplumun sağlıklı fertlerden oluşacağına inanıyor. Hangi kültür ve inançtan olursa olsun, hangi aile yapısından gelirse gelsin, ferdi evrensel ahlaki değerlerle ve kolektif bir idealle donatıp topluma kazandırmayı, her bir fertle topluma artı değer katmayı, insanın ve neticesinde toplumun kalitesini yükseltmeyi hedefliyor.

Yani zamanın şartlarına göre bir ‘yeni insan’ inşa ederek, toplumun maddi-manevi kalkınmasını sağlamak… Bu yönüyle bakınca Hizmet Hareketi bir toplumsal kalkındırma hamlesi olarak ortaya çıkıyor. Burada ferde “hizmet etme, faydalı olma” şuuru verilirken, dinî ve ahlakî değerlerin dinamizmi ve motivasyonundan istifade edildiği de bir gerçek.

“Hizmet felsefesi insana ne kazandırıyor?” sorusuna geçmeden bir noktanın altını çizmekte fayda var. Günümüzde insanlar veya dünya görüşleri tanımlanırken bir takım şablonlar kullanılıyor. Muhafazakar, liberal, sosyal demokrat, demokrat vs… Müslümanları hangi şablona koyacağız? Pekâlâ bir Müslüman da muhafazakar, liberal, sosyal demokrat, çevreci, radikal, barışsever, özgürlükçü, tutucu vs. olabilir.

Hizmet felsefesi, insanı içine tıkayacağı bir şablon oluşturma yerine “iyi ve faydalı insan” olmayı öğütlüyor. Fertler, farklı dünya görüşlerine sahip olabilir, ama bu görüşler illa iyi insan olmasını netice vermez. Dolayısıyla görüşü ne olursa olsun ferdin sürekli kendisiyle yüzleşmesi, olgun ve saygın insan olma yolunda ilerlemesi salık veriliyor.

Bu açıdan da Müslüman belli ölçüde dindarlığını yaşarken, çevreci olabilir, topluma liberal bir gözlükle bakabilir, ekonomide sosyal demokrat bir çizgiyi takip edebilir. Birçok konuda farklı mülahaza ve düşüncelere sahip olabilir. Gerçek manada Müslüman kul hakkına riayet çerçevesi içinde özgürlüklerden yanadır. Çünkü özgürlük yaratılıştan gelen temel insanî bir hak. Yani insan dünya görüşü olarak olaylara nereden bakarsa baksın ahlaki ilkeler değişmez. Nedir bunlar? Başkasının duygu ve düşüncesine saygılı davranmak. Başkasının hukukunu gözetmek. İlkeli olmak. Yalan söylememek. Aldatmamak. Sözünde durmak. İnsanı sevmek. Gıybet etmemek. Kitap ve Sünnet’teki insani değerlere mümkün olduğunca riayet etmek vs. O kadar da kolay sınav değil bütün bunlar…

Ayrı bir vadide Müslümanların ver(eme)diği bir diğer sınav da (bilhassa çoğunluğu Müslüman olan kendi ülkelerindeki) siyaset anlayışı. Bu da bir reçete veya bir vak’a olarak karşımızda. Ancak siyasetin toplumları ıslah ettiği vaki midir, bilmiyorum. Siyaset genellikle yığınlarla ilgileniyor. Yığın psikolojisiyle insanları yönlendirmeye çalışıyor. Elbette yığınlara ulaşarak ve dayanarak bir güç haline gelebiliyor. Bilhassa gelişmemiş toplumlarda gücü ele geçirenler, hukuk dışına çıkıp her yolu mübah görebiliyor. Türkiye örneğindeki siyasi İslamcıların güç ve para karşısında nasıl insani ve İslami değerlerin dışına savrulduklarına dünya şahit.

Çünkü yığın psikolojisinde ferdin gelişimi hedeflenmiyor. Ferdin inşası değil, kitle psikolojisiyle belli bir istikamete doğru bilinçsizce, hatta manipülasyonlarla sürüklenmesi gözetiliyor. Ortada bir karizma ve retorik/slogan vardır, yığınlar ona göre vaziyet alıyor. Yığınlar içinde fert hiçbir zaman kendine bakmaz, bakmadığı gibi, ait olduğu yığından aldığı sinerjiyle kendini muazzam derecede güçlü ve mükemmel görmeye başlayabiliyor.

Velhasıl, dinî motivasyonla insanlar mobilize edilebilir. İnsanı yeniden inşa etmede etik/ahlakî değerler bir çimento fonksiyonu görebilir. Fakat Müslümanların başarısız olduğu bir sınav var ki o da, çoğulcu ve katılımcı demokratik anlayışı bir türlü içselleştirememeleri. Maruz kaldığımız sınavları yeniden bir zihin inşasıyla geçebilme şansına sahip miyiz zaman gösterecek.

06.05.2016 15:46