TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Duvarlar yıkıldı mı?

Geçen gün bir dostumun Hamm Şehir Kütüphanesinde Bektaşîlikle ilgili programı vardı. Bilhassa Balkanlarda yaşanan ve tarihi izleri bulunan Bektaşîlik üzerine resimler eşliğinde hoş bir sunum. Doktora tezi için o bölgede yürüttüğü alan araştırmasının bir özeti niteliğindeydi. 

Bektaşî sufiliğindeki insanî yaklaşım son derece dikkat çekiciydi. Böyle bir hümanist yaklaşımın nazara verildiği bir programdan kim, niçin rahatsızlık duyabilir?

Kendini alevi olarak tanıtan (ama Hz. Ali ile uzaktan yakından ilgisinin olmadığı anlaşılan) bir bayan programın sonunda soru cevap kısmını provoke ederek konuşmacıya, programın içeriğinden öte ‘Sen hangi okulda görev yapıyorsun, sünni olarak niye bu konuyu çalışıyorsun’ gibi absürt bir yaklaşımla ve bir takım yaftalamalarla sünni düşmanlığını serdetti.

Sunumdaki hümanist yaklaşıma taban taban zıt bu saldırgan tutum haliyle Almanların da tepkisini çekti. Meğer zihnindeki duvara bir tuğla daha koymayı tercih etmekle ne maskaralıklara dûçar oluyormuş insan.

Neyse, tam otuz yıl önce 1985 yılında Berlin Duvarı‘nı görmeye gitmiştim, trenle Doğu Almanya’dan geçerek. Bir evin çatısından büyük bir heyecanla ve ibretle seyretmiştim karşı tarafı. Duvar yıkılalı 25 yıl oldu. İnsanlar arasındaki, zihinlerdeki duvarları dile getirmede sembolik değeri ise devam ediyor.

Berlin’i ortadan ayıran duvar, Türklerin Almanya’ya ilk gelmeye başladığı 1961 yılında yapılıyor. Bir ideoloji uğruna bir milleti 28 yıl boyunca ayırsa da, 1989 Kasım’ında tarihe karışıyor, 3 Ekim 1990’da da iki Almanya‘nın birleşmesini netice veriyor. Ve Almanya, her yıl dönümünü vesile kılarak yirmi beş yıldır toplum katmanları ve zihinlerdeki duvarları yıkmaya çalışıyor.

Ön yargıları yıkmak, Einstein’in ifadesiyle atomu parçalamaktan zorsa, önyargılardan örülü duvarların dibine kibrit suyu dökmek ciddi emek ister. Meseleyi Almanlar ve Türkler, Müslümanlar ve Hıristiyanlar düzleminde ele alarak bir sonuca gidileceğine inanmıyorum. Önyargıdan sterilize bir fert var mı? Öyleyse bunu etnik ve dini temelde kutuplaştırarak ele almanın kime ne faydası olabilir? Ancak toplumda yaygınlığı ve kök saldığı ölçüde önyargıları söküp atmanın da zorluğu ortada.

Almanya’nın birleşme yıldönümünde camilerde Açık Kapı Günleri uygulaması cesaretli bir girişimdi. On binlerce sığınmacının Almanya’nın kapısını çaldığı şu günlerde sevgi ve kucaklama kavramlarının vurgulanması ayrı bir öneme sahip.

Almanlar fiziki duvarı yıkmayı başardılar, şimdi sıranın zihinlerdekini yıkmaya geldiğinin de bilincindeler. Bu yoldaki gayretleri yabana atamayız. Sığınmacılar konusunda iyi bir sınav verdiklerini teslim edelim. Sebebi ne olursa olsun humaniter bir yaklaşımla kapısını açtı Almanya. Binlerce insanın bu ülkeye sığınmak istemesinin arkasında onlara sunulan imkanlar yatıyor. Her toplumda saksağan sesi çıkaranlar vardır, sonuca bakmak lazım.

Almanları kıskanmamak elde değil. Asırlardır zihinlerde oluşan duvarların kökünü kazıma yolunda mesafe alırken, Türkler veya Müslümanlar her gün yeni duvarlar kazıyor veya dikiyor zihinlerine. Onlar demokratik düşünceyle birbirlerine medenice ve saygıyla yaklaşırken, bizim toplumda insanlar arasına dikilen yeni duvarlar da neyin nesi?

Hani nerede Yunus Emre humanizması, Mevlana ruhu? Evvela o ruhu öldüren, sonra da aramızda aşılması zor duvarlar ören kim? Sadece zihinde değil, sanki insanlar arasında fizikî bir duvar, bir engel varmışçasına bütün insanî ilişkileri kestiler. Keşke Almanya’nın birleşme yıldönümünde sevgi ve kucaklama sedaları yükselirken, Müslümanlar arasında da bir ümit ışığı belirseydi… Bayramlarımız vardı bizim, en güzel vesilelerimizdi kucaklaşmak için. Sessizce gelip geçti… Şimdi Almanlara gıpta ediyor, kucaklama istikametindeki gayretlerini alkışlıyoruz.

Tek tek tuğlaları ufalayarak da olsa duvarları yıkmaktan başka çaremiz yok. Aramıza duvar ören bütün şeytanları ve nefsimizi elimizin tersiyle itip, yeniden kucaklaşmaya bir niyet etmeye ne dersiniz..

04.10.2015 16:28