TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Dışla(n)manın panzehiri

Dışlanma hissi bazen çok masum ortamlarda hortluyor. Bir alışveriş merkezinde masasında işlem yapan satıcının müşterisine, tabii ki isminden, simasından veya saçından hareketle pasaport sorması gibi. Kimlik sorabilir, ama pasaport başka bir şey.

Veya hakimin mahkemede kirasını aylarca ödemeyen kiracıya değil de ev sahibine dönerek “yapacak bir şey yok, bunu kabullenmeniz gerekiyor” diye hitap etmesi gibi. Ya da “burası Almanya, Türkçe değil Almanca konuş!” gibi… Şimdiye kadar dışla(n)ma psikozu üzerine birçok araştırma yapılsa da önyargıları söküp atmak gerçekten zor.

Almanya’da maalesef bir dışla(n)ma kültürü var. Bilinçli veya bilinçsiz olsun dışlama dışlanma hissini doğuruyor. Bazı Müslüman gençlerde zamanla Almanların kendilerini istemedikleri, sevmedikleri, kabullenmedikleri zannı oluşuyor. Bir türlü çözemediğim bu problem üzerine en açıklayıcı araştırmayı yıllar önce sosyolog Prof. Heitmeyer yapmıştı.

Prof. Heitmeier altı yıl süren bilimsel araştırmasında ‘gruba dayalı insan düşmanlığı’ndan bahsediyordu. Galiba Almanya’da özelliklerinden dolayı insana yapılan bir düşmanlık söz konusu. Yani sadece yabancılarla, Müslümanlarla, mültecilerle sınırlı değil.

Bu ise içinde yaşadığımız toplumun insani açıdan sıkıntılı bir yönünü açığa vuruyor. Araştırmadaki şu itiraf çok manidar: “Anayasanın 1. maddesindeki ‘İnsan onuru rencide edilemez’ gibi temel değerlerin Almanya’da pratik hayatta uygulanmasından oldukça uzak bulunuyoruz. Dolayısıyla farklı sosyal, dini ve etnik kökenli insanların bu toplumda nasıl yaşadıklarının kabul edilip edilmeme veya düşmanca zihniyete maruz kalmaları meselesi çok önemli.”

Prof. Heitmeyer’in araştırması çerçevesinde 2002’den başlayarak yılda temsil keyfiyeti olan iki üç bin şahısla anketler yapılmıştı. 2006 yılında değerlendirilen bu anketler sonucunda özellikle İslamofobi ve yabancı düşmanlığı artış gösteriyor. Irkçılık ve klasik cinsiyet ayrımı (kadının hakir görülmesi) ise güncelliğini koruyor. Antisemitizm oranı düşerken, İslamofobinin tırmanması dikkate değer bir gelişme. Zira yıllarca İslam ve Müslümanlar ötekileştirilerek, önyargılar ve düşman imajı sürekli pekiştirildi. Oluşturulan bu kötü imaj üzerinden hem topluma korku pompalandı hem de kendi kültürel üstünlükleri vurgulandı. Ötekileştirme, temeli eşitsizliğe veya kendilerinin üstünlüğüne dayanan bir ideoloji haline geldi.

İnsan düşmanlığı üç sebepten dolayı artıyor: 1) İş ve hayat şartlarının güvensiz bir zemine kayması 2) Siyasetin çaresizlik duygusunu geliştirmesi 3) İnsanın duygu dünyasında çalkalanmaların ve belirsizliklerin meydana gelmesi.

Yeni bir araştırma ise toplumdaki dışlamanın ne kadar yaygınlaştığını gösteriyor. Bu sefer 18 bin kişinin katıldığı araştırmaya göre son iki yılda her üç kişiden biri dışlanmaya maruz kalıyor. En kötüsü de belli grupların toptan dışlanması. Anadilini konuşan öğrenciden, başörtüsü takana kadar göçmen kökenliler dışlanma içeren davranışlarla karşılaşırken, Almanların hemen hemen yarısı işyerlerinde dışlanma hissini tadıyor. Başörtülü bazı kadınların spor salonlarında mobinge uğraması işin çabası. İnsanların yüzde 8’i fizyonomik herhangi bir özründen dolayı dışlanmaya muhatap oluyorsa gerisini siz düşünün.

Ayrıca toplumdaki radikalleşme eğilimleriyle dışlanma arasında da bir bağ kurulabilir. Radikalleşen gençlerin hemen hepsinin ortak paydası bir şekilde toplum dışına itilmeleri. Toplumda kabul görmeme, değer verilmeme duygusunu yaşayan gençler adeta öç alırcasına içinden geldiği topluma karşı tepkisel bir tutum içine giriyor. Bu tutumu hem şiddete meyilli selefilerde hem de aşırı sağcı veya solcu gruplarda görmek mümkün.

Bu noktada Almanya’da oluşturulmaya çalışılan ‘hoş geldin kültürü’ önemli bir çıkış gibi görülse de ‘insanı kendi konumunda kabullenme’ veya ‘kalbinde herkesin oturacağı bir sandalye bulundurma’, hele hele bizim Yunus’un ‘Yaratılanı severiz Yaradandan ötürü’ yaklaşımları Müslümanlar tarafından yeterince temsil edilemese de insana saygının zirvesi gibi duruyor. İşte dışla(n)manın panzehiri…

08.07.2016 21:30