TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Altyapı

Geçen Türkiye ziyaretimde anladım ki, insanların çoğu ‘altyapı’ kavramından sadece ‘kanalizasyon’ anlıyor. Hayretler içinde kaldım.

Giresun’un sahildeki şirin ilçesi (o zamanlar) Espiye’de doğup büyüdüm. 1981’de ayrıldığım ilçede değişen tek şey, fındık bahçelerine doğru her türlü estetikten uzak binalarla betonlaşma. Eskiden boydan boya bir caddesi vardı, şimdi iki üç tane daha yapılmış, şehir büyüyor yani. Ama ana caddelerin bir kenarı yol boyu araba dolu, bir araba geçecek kadar yol açık. Daracık sokaklar, hele yağmur yağdı mı… Sıkıcı bir atmosfer… Fındık bahçelerinin ortalarına dikilen, çevre düzenlemesinden yoksun beton yığınları güya gelişmişlik abidesi. Mimarî estetik mi, ne arar! İnsanların da zaten bu yönde hiçbir talebi yok.

Garabet dolu sahil yoluyla da o güzelim kumsallar katledilmişti. Şimdi km’lerce gidip ancak denize girme imkanı bulabiliyorsunuz.

Ve 30-40 yıldır bitmeyen altyapı! Nihayet kanalizasyon, elektrik altyapısı tamamlanmış! Artık insanlar bu şehirde huzurlu bir hayat sürebilirler.

Şimdi bir bakalım Almanya gibi gelişmiş ülkelerdeki altyapıya. Altyapı teknik ve sosyal diye ikiye ayrılıyor. Teknik altyapı: Elektrik, enerji, doğal gaz, binaların kalorifer ve sıcak suyu için döşenen borular, benzin istasyon ağı; iletişim (radyo, internet, mobil ve sabit telefon, posta kurumu); çöp, içme suyu, atık su, geriye dönüşümlü çöpler; trafik altyapısı, kamu ve özel araç trafiğini düzenleme, deniz, hava, karayolları, trenyolu, şehir içi ve dışı trafiği, caddeler, araba parkı, bisiklet yolu, hava ve deniz ulaşımında navigasyon sistemleri, havaalanı; banka, finans, vergi ve para sistemi.

Sosyal altyapı ise: Eğitim sistemi, kütüphane, okul, üniversite, yüksek okul, araştırma merkezleri gibi eğitim kurumları; kreş, anaokulu, yetimhane, huzurevi, kadın yurdu, bakım hizmetleri gibi kurumlar; hastane ve kurtarma gibi sağlık sistemi; sanat sergileri için mekânlar, kütüphane, müze gibi kültürel kurumlar; halkı koruma, polis, savunma gibi kamu güvenliği; işsizlik, emeklilik ve bakım sigortası gibi sosyal güvenlik; spor tesisleri, parklar gibi spor yapma ve boş zaman değerlendirme yerleri.

Bir şehrin veya ilçenin altyapısı için bütün bu noktalar tek tek ele alınıyor ve insanın hizmetine sunuluyor. O kadar ki gelişmiş ülkelerde artık köyde yaşamayla şehirde yaşama arasında hiçbir fark yok. Çünkü köy gibi yerlerde bile aynı altyapı o bölge insanına hizmet veriyor. İnsan merkezli gelişmişlik zaten bu altyapıyla ölçülüyor.

Bir ülkede toplum insanca yaşama adına talepte bulunmuyorlarsa o ülke zaten gelişmez. Eğer insanlar, 50 yıldan beri her seçim zamanı yollarda gördüğü bir kepçe, eşilmiş birkaç sokak, iş yapıyormuş görüntüsüyle bir iki çalışma görüyor ve tatmin oluyorsa (aldanıyorsa daha doğru) hep olduğu yerde dolaşır durur. Gelişmemiş toplumların kaderidir bu. Sahiden değil, yapıyormuş gibi görünmek bile halk desteğini almaya yetiyorsa, niye daha fazlasını yapsınlar ki! İleri ülkelerde devlet vardır, şehirleşmenin kodlarını devlet koyar, belediye ise o beldeyi daha yaşanılabilir hale getirmenin yollarını arar ve yapar. Türkiye’de devlet değil, her şeyi kokuşmuş siyaset belirlediğinden acube betonlar yığını şehirler, şehirden başka her şeye benziyor.

Bu ne biçim bir zihniyettir ki, köylere bile apartmanlar dikiliyor, her tarafın her türlü mimar estetikten uzak betonlaşmasına göz yumuluyor. Bu çevre katliamıyla gelecek nesiller nasıl bir ülkede yaşamaya mahkum ediliyor?

Yeni nesil çocukluğumda yaşadığım o sahilleri hiç görmedi ve göremeyecek, o yeşillikler içindeki şirin kasabayı da… Her yanı saran çevre katliamlarıyla beton yığınları, esasen güzelim ülkeye bunları reva görenlerin zihin ve ruh dünyalarındaki altyapının mefluçluğunu yansıtıyor. Modern dünyanın teknolojilerini belli ölçüde tüketen, ama o dünyanın hayat standartlarının ve kalitesinin çok altında yaşayan insanlar memnunsa altyapı, üstyapı zaten fark etmiyor.

26.02.2016 15:58