TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

İyi ve doğruyu nasıl bulacağız

İnsanlar arasında yaşanan krizlerin temeli neye dayanıyor dersiniz? Elbette insanın kendisine… Aslında ilişki krizi her daim vardı ve olacaktır da. Hep geçmişe öykünür, ‘Hey gidi günler’ deriz çoğu kez. Fakat geçmişte de günümüzden farklı değildi ki ilişkiler. Habil ile Kabil’den bu yana hiç değişmedi insan fıtratı çünkü.

Mesele karmaşık. Ama aksaklıkların ana alanlarını bir çırpıda şöyle sıralayabiliriz: Cehalet, vicdan mekanizmasındaki inkırazlar, zihnin mertebelerindeki boşluklar, değer ve olgulara dayalı yargılardaki derin yaralar vs.

İnsanlar arası ilişkilerin kıyamete kadar düze çıkacağını kimse beklemiyordur herhalde. Her insan muamma çünkü. Şöyle bir şey; çocuğunuz dünyaya gelir, siz onu el bebek gül bebek en iyi şekilde büyütmeye ve eğitmeye çalışırsınız. Ama karıştırdığınız hiçbir kitapta bulamayacağınız veya hiç karşılaşmadığınız davranışlara muhatap olursunuz. Kitaplar veya medya belki size bir ipucu verebilir, deneyerek doğru bir çizgi tutturmanıza yardımcı olabilir. Zaten insanla ilgili bütün çalışmaların maksadı da bu değil mi? Öyleyse her insanın görevi temel meseleler üzerine düşünmek, akıl yürütmek, hakikat arayışına girmek ve kendini sürekli yenilemeye çalışmaktır, diyebiliriz.

Bunlardan biri de değerlere, olgulara ve estetiğe dayalı yargılar. Malum; iyi ve kötü değerlerle, doğru ve yanlış olgularla, güzel ve çirkin estetikle ilgili yargılar. Şimdi birinin iyi dediğine diğeri kötü veya birinin doğru dediğine diğeri yanlış der ve dayatmacı bir tavır sergilerse insanlar anlaşabilir, sağlıklı bir ilişki düzeyi oluşabilir mi? Demek bunlar, insanlar arası ilişkilerde de mühim rol oynuyor. Estetik ise tamamen ferdî bir tercih. Herkesin evini aynı zevk ve estetik anlayışla dizayn etmesini kim bekler?

Asıl soru şu; iyi ve doğruyu nasıl bulacağız? Genel olarak başta kutsal metinlerde tanımlanan iyi ve kötü, özü sözü bir alimlerden de öğrenilebilir. Fakat olgulara dayalı doğruyu ve yanlışı bulmada akla ihtiyaç var.

Normalde doğru bir yargı, kötü bir hedefe götürmez. Ama kötülüğe götüren doğru yargılara sahip insanlar da olagelmiş hep. Galiba “zeka” ve “akıl” denen mekanizmalar karışıyor burada biraz. Zeka beyin merkezli olduğundan bazı insanlar, zekâsını çıkarı veya faydası nispetinde “doğru” kabul ettiği faaliyetlerde kullanabiliyor. Bir işletme sahibinin zekâsı sayesinde vergi kaçırması ya da bir politikacının cerbezeyle seçmeninin gabavetinden istifade ederek oy devşirmesi gibi… Zannedersiniz ki, yanlış yollarla hedefine yürüyen, hatta her yolu mübah görerek gemisini yüzdürenlerde zeka fışkırıyor!

Ancak kalp merkezli akılla, yani aklımızı kullanıp, iyi ve kötü olanı ahlaki değerlere vurduğumuzda gerçek doğruya ulaşabiliriz. Mesela aklı olan insan başkasına kötülük düşünmez, hukuk devletinden vergi kaçırmaz veya oy için türlü ayak oyunlarına ve göz boyamalara tenezzül etmez. Kötü bir hedefe götüren yola zaten doğru denmez.

Öyleyse doğru yol sırat-ı müstakim, İslam ahlakının dört temel unsuru olan hikmet, şecaat, iffet ve adalet de bu orta yolun garantisidir. Buna göre beynimizi çalıştırarak zekamızla sergilediğimiz bir düşünceyi veya davranışı mutlaka değer yargılarımızla süzmek icap eder. Ki işte o zaman hem düşünce kaymasına karşı hem de yanlış davranışlardan kendimizi koruma adına teyakkuza geçebiliriz.

Velhasıl, insan olarak bizlere bu fetret ve fitne döneminde iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden ayırt edeceğimiz erdemli bir yol takip etmek düşüyor. Tercihimiz, bütün hayatımızı veya hayat kalitemizi derinden etkileyecek kadar mühim. Soru net: Zekâmızla hareket edip nefsimizce doğru gördüğümüz ve çıkarımıza uygun her iş ve düşünceye “eyvallah” mı diyeceğiz, yoksa düşünce ve davranışlarımızı aklımızı kullanıp değer yargılarımıza vurarak mı şekillendireceğiz!

06.02.2015 19:30