TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Şeytan odaklı din eğitimi!

Camilerimiz Müslüman toplulukların olmazsa olmaz kutsal mekânları. Keşke aslî fonksiyonlarını ifa edebilseler. Çünkü diasporadaki sosyal çevre ihtiyacını önemli ölçüde giderebilecek potansiyele sahip.

Konuya eğilmemiz elbette sebepsiz değil. Kur’an-ı Kerim’i üç defa hatmeden cami müdavimi birçok öğrencinin “bismillah” kavramının manasını bilmemesi, öylesine şuursuzca kullanması ne demek istediğimizi yeterince açıklıyor. Fakat bundan daha vahimi Şeytan’ın yapılmaması gereken birçok şeyle irtibatlandırılarak merkeze oturtulması.

Mesela; “Kur’an-ı Kerim’i açık bırakırsan, Şeytan okur!”, “Sabahtan yüzünü yıkamazsan Şeytan yalar!”, “Seccadeyi açık bırakırsan Şeytan namaz kılar!”, “Akşam ıslık çalarsan Şeytan gelir!” vs..

Ailelerin, dinlerini camide öğrendikleri zannıyla olsa gerek, en basit bilgileri bile çocuklarına vermedikleri anlaşılıyor. Camilerin birçoğunda ise bilgiler, ezbere dayalı ve oldukça yüzeysel biçimde aktarılıyor. Halbuki olumsuz davranışlardan çocukları alıkoymak için Kitap ve Sünnet’te yeterince misaller var. Muhtemelen kolay anlaşılsın diye yapılan garip açıklamalar farkında olmadan hem Şeytanı ön plana çıkarıyor hem de dinin yanlış algılanmasına vesile olabiliyor. Olumlu ve makûl yaklaşımlar dururken niçin böyle uygulamalara girişilir bilinmez. Kolaycılığa kaçma mı? Belki.

Neresinden baksanız din eğitimi adına üzücü. Pedagojik-didaktik bir temele oturtmadan verilen din eğitimi eksik kaldığı gibi, dinin yanlış anlaşılmasına da yol açabiliyor. Belli ki çocukların içinde yaşadığı “hayat gerçekliği” hesap edilmeden geleneksel uygulamalarla bazı dinî hususlar öğretilmeye çalışılıyor. Bunun faydalı bir yol olmadığı gençlerin hal-i pür melâlinden anlaşılmıyor mu? Tarih bilincinde olduğu gibi dinî bilinç de maalesef son derece yetersiz, hatta yok denecek kadar az.

Tespitleri yapmak kolay da, ya çözüm? Yol belli, usûlden, yani iman hakikatlerinden başlamak zorunluluğu ortada. Allaha imanın bütün buud ve unsurlarıyla inşa edilmesi… Rahle-i tedris kavramının camilerde içi doldurulsa büyük bir eşik aşılabilir. Yüzünden okumaya ve ezberci bir eğitimden daha çok muhteva ağırlıklı, hurafevari yaklaşımlar yerine gerçekten Kitap ve Sünnette yeri olan hadiselerle, akla da kapı aralayan bir yöntemle verim alınabilir. Şuur oluştukça ilme ilgi artar, fakat sadece ezber belli bir süre sonra yerini unutmaya terk edebilir.

Asıl soru şu: Camilerimiz gerçek fonksiyonunu nasıl yerine getirebilir? “Cami” algısının değişmesiyle, gerçekten sosyal çevre niteliklerine haiz müesseseler haline gelmesiyle, çocukların içinde yaşadıkları psikososyal şartları göz önünde bulunduran ve pedagojik bir temele oturan ciddi çalışmalarla mesafe katledilebilir. Bilhassa okullarda İslam Din Dersi veren öğretmenlerle işbirliğiyle formel ve informel eğitimin ortasında bir yere konumlandırılarak ortak çalışmalar yürütülebilir.

Burada hedef çocuklara faydalı ve bütüncül bir din perspektifi vermekse, veli-cami-okul işbirliği kaçınılmaz bir yol olarak karşımızda duruyor. Maksat çocuklarımızın kimliğine ve geleceğine katkıda bulunmaksa eğer, dar grup kimliklerini aşıp daha geniş dairede meselelere yaklaşmak icap eder. Global dünyada çocuklara giydirmeye çalıştığımız elbiseler artık dar geliyor, birçok yerinden patlak veriyor. Keşke bu patlakların duygu ve zihin dünyalarında derin yaralar açtığının farkına varabilseydik!

En sağlıklı din eğitimi, marifet ve faziletin bir bütünlük içinde ele alınmasıyla mümkün. Yapılacak iş ortada: Zamanı çok iyi kullanarak… evvela kendimizin, sonra çocuklarımızın ruh ve zihin dünyasını en başta dinî/ahlakî kavramlarla bir kanaviçe gibi örmek…

04.04.2015 10:30