TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Çok kültürlü toplumda din, hukuk ve Müslümanlar-2

Birinci bölümü din ile anayasanın farklı düzenleme alanlarına sahip oldukları yönünde noktaladık. Burada ise bu noktaları açmak istiyoruz.

Kur’an-ı Kerim’in yüzde 95’i ferdî ve sosyal hayata yönelikse, sosyal hayatın daha sağlıklı işlemesinde, fert ve toplum hayatının daha dengeli ve huzurlu devam etmesinde dinî ve ahlakî ölçülerin katkısı tartışılmaz. Ancak hangi din müntesipleri olursa olsun, bütün insanlardan veya toplumun bütün kesimleri tarafından aynı dinî ve ahlakî hassasiyeti beklemek ne kadar gerçekçidir? İnsanların karşılıklı haklarını birbirinden koruyacak ortak payda başta anayasa ve vatandaşlık temelinde hukuk anlayışı, sonra toplumun yeni bir zihin inşasıyla elde edeceği etik ve dini prensipler değil midir? Yani dinî ve dünya hayatını tanzimde Müslümanların zihinsel ve paradigmal bir değişikliğe gitme zorunluluğu ortada. Burada söz konusu olan hukuk anlayışının zemini dinin evrensel değerleriyle mutabık kalarak, insanlığın tarih boyunca geliştirdiği evrensel etik değerler oluşturabilir. Dinî prensiplerle çelişen birkaç noktada da uzlaşma yoluna gidilebilir.

Dolayısıyla ister medya aracılığıyla, isterse çeşitli platformlarda bazı Müslümanların her fırsatta İslamiyeti refere ederek propagandist bir yaklaşım sergilemesi çeşitli toplum kesimlerince şüpheyle karşılanabiliyor. Hatta sanki insan Müslümanlara göre salt dinî bir varlıkmış gibi bir algıya yol açıyor. Eğer bizim üst kimliğimiz insan olmaksa, daha sonra etnik, dinî kimlikler geliyorsa, her insan için bağlayıcı olan, hukuk ve anayasal sözleşme temelinde bir yaklaşımdır. Burada çoğumuz maalesef inandırıcı ve ilkeli bir tutum sergileyemedik. En azından; demokrasi iyi diyorsak demokratik davranmak, hukuk diyorsak adaletli olmak, din diyorsak ahlaklı yaşamak durumunda değil miyiz?

Öyleyse her fırsatta sadece dini söylemlerle olayları izah etmek veya bu söylemleri ön plana çıkarmak yerine belli ölçüde demokrasiyi, hukuku, anayasal zemini, vatandaşlık düşüncesini de nazara vermeli ve tartışmalıyız. Belki böylece günümüzde herkesin diline pelesenk ettiği “Din” daha da izafileştirilmeden, daha fazla değer kaybına uğramadan kurtarılabilir. Zira inançlar istismara açık alanlar da sunuyor. Bu istismar hemen bütün İslam memleketlerinde de rahatlıkla görülebilir. Terör örgütleri bile tepe tepe kullanıyor. Din, kendi mualla yerinde insana, hukuka, ahlaka, varlığı anlamaya, ruh vermeye devam edebilir, etmelidir de. Sosyal hayatın pratiğinde herkes için bağlayıcı olan hukuki, anayasal prensiplerdir ki, ancak sağlam bir demokratik hukuk devletinde uygulanabilir. Müslüman toplumlar, en azından Almanya örneğinde gelişmiş demokratik hukuk devletindeki kadar hukuk bilinci, demokratik terbiye, etik anlayış, iş ahlakı, temel özgürlükler gibi erdemleri hak etmiyor mu? Fakat günümüzde Müslüman toplumlardaki sosyal ve ekonomik gelişmişlik, çok eleştirdiğimiz Batı toplumlarından fersah fersah uzaksa eğer, ilk etapta en az onlar kadar eğitimli, adalet duygusunun ve etik anlayışın içselleştiği, müreffeh bir toplum olma niçin hedeflenmesin?

Yeri gelmişken bir noktanın altını çizelim: Daha çok dinin yönü insana, hukukun yönü devlete, demokrasinin yönü de topluma bakar. Ama bunlar birbirinden kopuk değil, içiçe geçen, birbirlerini destekleyen değerlerdir. Dolayısıyla bütün İslamî prensiplerin anayasal bir zeminde yer alması ve çözüme kavuşturulması ne kadar gerçekçi bilemem. İnsan, evren, Yaratıcı ilişkisini bütün yönleriyle kapsayan dini, anayasal bir hukuk zeminine indirgemek mümkün müdür? Elbette değil. Peki bu bağlamda İslami açıdan bir „Tanrı Devleti“ (Gottesstaat) söz konusu mudur? Demokratik kültür Müslümanlar için lüks müdür? Bu sorular Batı kamuoyunda net cevaplar bekliyor.

Amerikayı yeniden keşfe ne hacet! Toplumu bir arada tutacak ve herkesin eşit fertler olarak sorumluluk içinde yaşayabilecekleri çoğulcu katılımcı demokratik bir anlayışa, hukuk ve anayasa gibi bir zemine ihtiyaç var. En fazla da Müslümanlığıyla öne çıkan çevrelerde ve memleketlerde. Fakat ne yazık ki bu arayış en az bu topluluklarda seslendiriliyor. Dinin bütün insanları aynı ölçüde ıslah edeceğine ve bütün problemleri çözeceğine inanılıyor. Bu ise Müslümanların en büyük handikaplarından biri. Almanya’da farklı kültürden insanlar anayasal güvence altında barış içinde yaşıyorlar. Burada, toplumdaki yaygın siyasi kültür ile çoğulcu demokratik bir hukuk devleti olmasının payı büyük. Yani haklar, demokratik teamüller, şura anlayışı rasyonel biçimde en küçük birime, bir dernek işleyişine kadar tanımlanmış durumda. En azından insanlar başkalarından gelecek zarara karşı hukuk temelinde kendini güvende hissederek yaşıyor.

24.07.2016 23:03