TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Çok kültürlü toplumda din, hukuk ve Müslümanlar-1

Çok kültürlü toplumlar kadimden beri vardı. Modern toplumlar daha mobil olduklarından çok kültürlülük belki daha hızlı cereyan ediyor. Farklı din ve kültürden insanlarla daha yoğun karşılaşılabiliyor.

Çok kültürlü veya heterojen bir toplumda dinî yaklaşım nasıl olmalıdır? Soruyu şöyle de formüle edebiliriz: Sadece dinî söylemlerle çok kültürlü bir toplumda birlikte yaşamayı veya toplumsal huzuru temin edebilir miyiz?

Evvela çok kültürlü toplum deyince ne kastediliyor, bir bakalım. Dünyanın değişik coğrafyalarından çeşitli etnik, dinî, ideolojik veya kültürel kimliklere mensup ve farklı hayat tarzlarına sahip insanlardan oluşan topluluklar: Alman, Türk, Kürt, Boşnak, Faslı, Rus, Polonyalı, Hıristiyan, Müslüman, Budist, ateist, Darvinist, dindar, inançlı, seküler, muhafazakar, sosyalist, liberal, demokrat, materyalist, milliyetçi, İslamcı, solcu, ehli keyf, alkolik, madde bağımlısı, zengin, fakir,  vs.. Listeyi uzatabiliriz. Zaten her toplumda farklı ideolojilere, anlayışlara ve hayat tarzlarına sahip insanlar yok mu? Dahası bu farklılık insanın doğasından gelmiyor mu? Böylesine farklı renklerde insanlarla aynı toplumda yaşıyoruz. İnternet çağını yaşadığınız günümüzde farklı tonlarda ve isimlerde de olsa her yerde yaklaşık aynı toplum profili çıkar.

Şimdi böyle bir toplum profilinde İslam dinini refere eden söylemlerin ve yaklaşımların muhatabı kim(ler)dir, bir; hukuki ve insanlar arası ilişkilerden kaynaklanan sosyal problemlerin çözümüne ne ölçüde faydası vardır, iki. Medyada genellikle dinî hassasiyeti olmayan (liberal, demokrat) entelektüellerin/akademisyenlerin hukuk ve demokrasiyi vurgulamalarıyla, dindarların hep din etrafında tahşidatları normal midir, üç.

Dinî telkinlerle veya din eğitimiyle bazı Müslümanlar, insan-ı kâmil olma yolunda mesafe kat edebilir, kendilerini geliştirebilirler. Fakat dini söylemlerin çoğu, İslam ülkelerinde bile birçok insanı ilgilendirmeyebiliyor. Neden? Çünkü dinin insanların ekseriyetinde amme hukuku açısından yasal bağlayıcılığı olmayabilir. Yani bir toplumda bütün insanlardan aynı takva ve ihlas anlayışını, aynı kul hakkı duyarlılığını, aynı duygu ve düşünceyi bekleyemeyiz. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi de mümkün değil.

O halde toplum hayatında dinî/ahlakî değerlerle birlikte hukuk, anayasa, vatandaşlık bilinci, çoğulcu demokratik anlayış gibi unsurların da yeterinde işlenerek bir bilinç oluşturulması gerekmez mi? Biz sürekli İslam ahlakıyla alakalı birçok yaklaşımları telkinde bulunuyoruz, ama Almanya gibi seküler bir toplumda bu ahlak anlayışının birçoğu zaten uygulanıyor. Mesela iş ahlakı, birbirinin hukukuna saygılı olma, sözünde durma, planlı iş yapma, ferdi özgürlükler vb. İsteyen bunları herhangi bir İslam ülkesiyle kıyaslayabilir. Soru şu: İnsanların birlikte yaşamalarında veya kendilerini güvence altına almalarında belirleyici unsur, dinî mi, yoksa hukukî, anayasal bir zeminde tanımlanmış ilkeler midir? Yoksa hepsi mi? Burada dinin, hukukun da evet diyeceği değerleri içerdiği itirazı gelebilir ki, doğrudur. Fakat dinin, pratik toplum hayatında herkesi kapsayacak şekilde yaptırımı yok veya din toplumun bütün katmanları tarafından aynı ölçüde kabul görmeyebilir, kabullenilmesini de herkesten bekleyemeyiz; oysa hukuk anayasal çerçevede bağlayıcıdır.

Yeşiller Eş Başkanı Cem Özdemir Spiegel dergisine verdiği bir röportajda diyor ki: „Hiçbir kutsal kitap anayasanın üzerinde değildir.” Bir yandan çeşitli dinî dayatmalara ve fanatizme tepki içeren, diğer yandan dinî açıdan sakıncalı gibi duran bir söz. Hatta bazı İslami yorumlara göre dinden de edebilir. İnsanların birlikte yaşamasındaki bir sözleşme olan anayasa ile din karşı karşıya geldiği noktalarda başka nasıl ifade edilebilir? Bu noktadan bakınca Hz. Muhammed Aleyhisselam da hicretten kısa süre sonra Medine’de o güne kadar inen ayetleri dayatmayıp, diğer gayrimüslim toplum kesimleriyle anayasal bir sözleşme yapmıştır. Bu noktadan bakıldığında din ile anayasa farklı düzenleme alanlarına sahip olduklarından mutlaka kendi içinde değerlendirilmeleri kaçınılmaz. Söz konusu değerlendirmeler şu sorular ışığında yapılırsa ne kastettiğimiz daha iyi anlaşılır: Dinin maksadı nedir? Hukuk kimin içindir? Demokrasi toplum hayatı açısından ne kadar önemlidir? Anayasa niçin gereklidir?

Not:  Yazı üç bölümden oluşmaktadır. İkinci ve üçüncü bölümleri pazartesi ve salı günü yayınlanacaktır.

22.07.2016 21:46