TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Çağımızın felâketi çağrışım fakirliği

Türkçe dersinde öğretmen İstanbul’un görülmeye değer yerlerini işliyor. Kız Kulesi, Ortaköy Cami, Ayasofya Camii Müzesi, Rumeli Hisarı, Galata Kulesi, Kapalı Çarşı, Süleymaniye Cami gibi mekânların resimleri sınıfın dört yanında asılı. Sorulardan biri şöyle: Resimlere baktığınızda aklınıza gelen çağrışımları yazınız!

Şimdiye kadar her şey normal. Fakat öğrencilerin birçoğunun aklına Ortaköy Cami’ne bakınca cami, Galata Kulesine bakınca kule gelmesi şaşırtıcı değil mi? Öğretmenin, resimlerin neyi çağrıştırdığını birçok kere tekrarlamasına rağmen durum değişmedi. Cevaplar resimlerde gördüklerinden öteye geçemedi maalesef. Normal şartlarda 8. sınıf öğrencilerinden Ayasofya Camii’ne baktıklarında en azından tarih, fetih, Fatih Sultan Mehmet, müze, ezan, Bizans, kilise, kültür etrafında çağrışımlar beklenirdi.

Beklentinin yüksek olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü çağrışımlar insanın gerçekten var olan kültürel sermayesiyle doğru orantılı zenginleşiyor. Eğer öğrenciler bu camiyi görmüş, gezmiş olsalardı, içindeki havayı teneffüs etmiş ve cami hakkında tarihi bilgilere vâkıf olsalardı, çağrışımları da o derece renklenecek ve derinleşecekti. Öğrenciler çağrışım fakiri ise, bu onların gezip gördüğü yerlerin azlığına, okumadıklarından tarih bilgilerinin yokluğuna, düşünce ve kavramlar arasında yeterince bağ kuramamalarına işaret eder.

Kısaca çağrışımı bir olayın, düşüncenin, görüntünün veya davranışın bir başkasını hatırlatması şeklinde ifade edersek, ancak gördükleri ve sahip olduğu bilgiler bazı şeyleri zihinlerinde canlandırabilir. Yani ancak insanın yaşayarak ve okuyarak öğrendikleri bir bilinç oluşturuyor ki, bu da çağrışımları meydana getirmede anahtar rol oynuyor. Burada bilinç ile çağrışım arasında yakın bir ilişki söz konusu.

Mesela “cami” sözcüğü, zihnimizde sadece bir binayı canlandırmaz. Bu kavram, çağrışım yoluyla ezanları, hocaları, müftüleri, saf saf namaz kılanları, derslikleri, şadırvanları, musalla taşlarını, minareleri, Kur’an kurslarını, gezileri, bayram, cenaze, cuma ve teravih namazlarını, huzuru, kutsalları, kısacası birbiriyle bağlantılı birçok tasavvuru zihnimizde uyandırır.

Ama öğrenci, camiyi bütün bu yönleriyle kısmen okuyarak, kısmen de yaşayarak idrak edebilirse geniş boyutlu çağrışımlara ulaşabilir. Yoksa bir Süleymaniye Cami’nin resmine bakarak, zihnindeki çağrışımlara vereceği cevap “cami” veya “minare” sözcüklerinden öteye geçmez. Gençlerimizde bir tarih bilinci oluşturmak ve zihinlerindeki çağrışımları zenginleştirmek mi istiyoruz? Mesela cuma, bayram veya teravih namazlarından birine denk getirerek Süleymaniye Cami’ne götürsek… Yahya Kemal Beyatlı’nın “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” isimli muhteşem şiirini müzakereli şekilde okusak… Zira Yahya Kemal, bir bayram namazında kendi kültür değerlerini keşfeder… O manevi atmosfer zihninde yoğun bir tarihî ve kültürel çağrışımlar geçidine vesile olur. Camiiyi ziyaretten, şiiri okuduktan, şair ve yaşadığı dönem hakkında bilgi sahibi olduktan sonra geriye din, tarih, kimlik üzerine sohbetlerde bulunarak çağrışımlara zemin olacak zihin yolculuğuna çıkmak kalıyor. Bir de bütün bunlardan sonra bu muhteşem caminin resmi karşısında aklına gelenleri sorsak…

Zihinde çağrışımlar oluşturmak kolay değil. Bilgi ve tecrübenin hasılatından senteze ulaşarak mümkün olabiliyor çağrışımlar. Öyleyse çocuklarımızın zihin dünyalarını mümkün olduğu kadar tarihî, edebî, estetik kültür değerleriyle ve faydalı bilgilerle donatmaktan başka çare yok. Elbette onlar için zaman ve para ayıracağız. En azından sosyal çevre içinde bu eksikliklerinin giderilmesini sağlayacağız. Hele hele zihin kirliliğinin, ahlakî yozluğun, zaman israfının zirve yaptığı günümüzde buna her zamankinden daha çok ihtiyaç var.

10.04.2015 19:30