TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Mölln yangınından bir de Kuran-ı Kerim kurtuldu

Önce ölenler. Daha doğrusu şehit olanlar. Üç kişi, üçü de kadın. Yangını ilk fark eden Bahide Arslan oldu. Canları kurtarayım derken yangınlar arasında canını verdiğinde henüz 51 yaşındaydı.

İki ırkçının gece herkesin uyuduğu bir vakitte molotof kokteylli saldırısından sonra alevlenen binada can veren ikinci isim Ayşe Yılmaz. Ayşe 14 yaşında Almanya’ya turist olarak gelmişti. Mölln’de vahşi cinayetin gerçekleştiği 23 Kasım 1992 tarihinin ertesi günü Türkiye’ye, Almanya hatıralarıyla geri dönecekti. Türkiye’deki arkadaşlarına kim bilir Almanya ile ilgili neler anlatacaktı. Döndü. Ama tabut içinde; ölü!
Yeliz Arslan alevlerin arasında can verdiğinde henüz 10 yaşındaydı. Ergenlik çağına ermemiş daha. Melek. Uçtu gitti. Hayatı tanımadan. Gece mışıl mışıl uyuduğu evi ateşe verenlerle göz göze gelip, ‘Neden?’ diye soramadan. Hesabı mutlak adaletin tecelli edeceği mahşerde görmek üzere…
Bir de geride kalanlar var.
En çok sevdiklerini yangında kaybedenler. Onlara veda edemeden, ‘Hakkını helal et’ diyemeden, hastalığını, yaşlılığını göremeden kaybettiler sevdiklerini…
20 yıl aradan sonra hala kâbus görenler. Cinayetlere zemin hazırlayanların, sessiz kalanların, unutanların günahlarını örtmek için düzenlenen yapmacık resmi törenlerde bile unutulanlar. Ailesi dağılanlar. Geçim sıkıntısı çekenler. Ama bütün bunlara rağmen şikâyetçi olmayanlar. Acı gurbetten acı vatana dönüşen Almanya’ya yaşadıkları tüm acılara rağmen ‘vatanım’ diyenler.
Ayten Arslan bunlardan biri. “Hayatımın rol-model insanı” dediği hayata alevler içinde veda eden Bahide Arslan’ın gelini. Alt katta alevlerin içinde can veren Yeliz ve Ayşe’nin çığlıkları arasında pencereden atlamaya karar verir Ayten. Kucağında dokuz ay karnında taşıyarak sebepler açısından hayat verdiği oğlu Emrah’ı ikinci bir defa hayata kavuşturmak için. Atlar. Hem kendisi hem de çocuğu kurtulur.
Ayten Arslan halen Mölln’de yaşıyor. 20 yıl aradan sonra ilk defa konuşan Arslan haftalık Stern dergisinde yayınlanan röportajda, ‘Her şeye rağmen Almanya sizin vatanınız oldu mu?’ sorusuna: “Nerede yaşıyorsam vatanım orasıdır. Arkadaşlarım burada, yoksa yalnız olurdum. Geçim için gerekli parayı Almanya’dan alıyorum. Açlıktan ölmüyorum, durumumdan memnunum.” cevabını veriyor.
Kin yok. Nefret yok. Düşmanlık yok. Ayten Arslan’ın çektiği acının binde birini bile çekmeyenlerin Almanların tümünü ırkçı damgalayan genellemeci yaklaşım yok.
Saldırıdan sonra kendini biraz iyi hissedince yangında yok olan pasaport sorunu ile ilgileniyor. Yeni pasaport çıkartmak için Türk konsolosluğuna gidiyor. “Başka yangın kurbanlarında olduğu gibi benden de yeni pasaport için para almayacaklar diye düşündüm.” diyor Ayten Arslan. Ancak yanılıyor. İlgili memur kendisine: ‘Bu olay üzerinden aylar geçti. Hala mı bu işle uğraşacağız?’ şeklinde tepki gösterdiğinde aklından neler geçti acaba genç yaşta istemediği bir evliliğe zorlanarak Almanya’ya gelen Ayten Arslan’ın?
Ancak aldığı karar her vicdan sahibine:
Hiç kimse yok kimsesiz, herkesin var bir kimsesi
Ben bugün kimsesiz kaldım, ey kimsesizler kimsesi
mısralarını hatırlatacak nitelikte: “Bu olaydan sonra Türk vatandaşlığını bıraktım. Artık Alman vatandaşıyım.”
Bir de yangından kurtulan Kur’an-ı Kerim’i var Ayten ablanın, aradan 20 yıl geçmesine rağmen hala muhafaza ettiği. Ancak yüzüne bakamadığı…
“Onu görünce hatıralarım beni hâkimiyeti altına alıyor. Buna dayanamıyorum.” diyor.
Eğer yolunuz Almanya’nın kuzey eyaleti Schleswig-Holstein’daki 18 bin 460 nüfuslu Mölln kasabasına düşerse Ayten Arslan’ı ziyaret edin. Acılarını, hatıralarını, hayal kırıklıklarını, karşılık bulmayan beklentilerini, sahipsizliğini, aradan yıllar geçmesine rağmen ırkçılardan aldığı tehdit telefonlarını ve 20 yıldır sakladığı Kur’an-ı Kerim’in yüzüne neden bakamadığını bir de ondan dinleyin.

26.11.2012 11:02