TAKİP ET

Said GÜL

‘Meydan okuyorum’

Âraf sûresi’ndeki örnekte de bu zümreler hesap günü konuşturulurlarken, ‘Gâle’ değil, ‘Gâlet’ kelimesi kullanılıyor. Halbuki bunlar erkek kişiler, üstelik de kalabalık bir topluluk.Çok güçlü insanlar. Fakat Cenâb-ı Allah, o bir tek ‘T’ harfinin farkıyla onlara dişi ya da zayıf varlıklar muamelesi yapıyor.

Ben değil, Cenâb-ı Allah meydan okuyor. Hakkı yok mu? Gerek edebî yönden, gerekse i’câz ve icaz yönleriyle fevkinde bir kelâmın yazılamadığı bu kitabın sahibi, buna rağmen ondaki mûcizeyi göremeyenlere meydan okumasın da ne yapsın?

Bu en büyük mûcizede çok dehşetli meydan okuyuşlar vardır. Kur’an, inkarcılara meydan okurken, önce ‘Bu kitaba benzer bir kitap getirin!’ diyor. Ardından ‘Hiç değilse on sûre getirin!’ teklifini götürüyor. Ona da güçleri yetmeyince : ‘Benzerinden bir sûre getirin!’ dedikten sonra, bunu da yapamayacak olan kâfir zümreye ‘Hadi hiç değilse bir âyet olsun!’ diyor. Bu şekilde beyânına karşılık veremeyenlere sonunda ‘Yapamıyorsanız o halde boyun eğin!’ demesi çok mânidardır. Kur’an’da bir de öyle bir meydan okuyuş var ki, Cenâb-ı Allah onu, âyetin de küçüğüyle, yani bir harfle yapıyor.

Âraf suresi’nin 38. ve 39. ayetlerini dikkatli incelediğimizde yüce kitabımızın ilginç bir yönü ortaya çıkıyor; Ayetlerde hesap günü Allah’ın huzuruna çıkarılacak olan inkarcı toplulukla muhatap oluyoruz. Sözkonusu inkarcı topluluk başlarında reisleriyle birlikte hesap verecekler. Burada iki zümre var. Uhrâhum=Arkadan gelenler ve Ûlâhum=Önden gidenler. Yani Allah’ın yolundan dönenler ve onların dönmesine sebep olanlar. Döndürenler.

Hesap günü Uhrâhum dile geliyor. ‘Ya Rabbi, sen bize ceza vereceksin, ama bizim önümüzde gidenler olmasaydı, biz sapıtmazdık. Onlar aklımızı çeldiler’ diyecekler. Oradan söze karışan Ûlâhum, yani reisler dile gelirler. ‘Ya Rabbi, evet onları biz saptırdık, ama sen onlara da akıl fikir verdin. Kanmasalardı’ diyecekler. Bu diyalog işlenirken, Cenab-ı Allah hayret verici bir üslup kullanıyor.

Arapça’da erkek kişi konuşursa ‘Gâle’, şayet dişi konuşursa ‘Gâlet’ denir. Meselâ Neml Sûresi’nde Süleyman’ın (a.s.) imana çağırdığı Sebe melikesi Belkıs’tan tutun, Hz. Meryem’e (a.s.) kadar, dişilerin konuşmasında ‘Gâlet’ geçer. ‘Dedi ki’ demek. Hatta dişiler zayıf yaratıldıkları için, zayıf varlıklarda da ‘Gâlet’ kullanılır. Neml Sûresi’ndeki karıncalar topluluğu gibi. Topluluk da olsalar, zayıftırlar.

Âraf sûresi’ndeki örnekte de bu zümreler hesap günü konuşturulurlarken, ‘Gâle’ değil, ‘Gâlet’ kelimesi kullanılıyor. Halbuki bunlar erkek kişiler, üstelik de kalabalık bir topluluk.Çok güçlü insanlar. Fakat Cenâb-ı Allah, o bir tek ‘T’ harfinin farkıyla onlara dişi ya da zayıf varlıklar muamelesi yapıyor. ‘Evet, siz belki inkarda çok güçlüydünüz, ama benim huzurumda hesap verecek ve boyun eğecek kadar zayıfsınız. Bu gün benim kudretimi ilan ettiğim gün. Sizler benim karşımda âcizsiniz’ diyor âdeta.

İşte Allah, yeri geliyor, inkarcılara karşı gücünü bir tek harfin farkıyla gösteriyor. Üstelik bu harfin harekesi de yok. Hareke olsa en az ikinci bir harf daha duyulur. Cezmli ‘T’ harfi, sadece T’nin sesini duyurur bize. Cenâb-ı Allah (c. c.) tek bir sesle inkarcılara işte böylesine bir meydan okuyor.

20.09.2016 17:58