TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Merkel’e darbe

Avrupa Merkez Bankasının geçen hafta aldığı ‘sınırsız devlet tahvili’ alma kararı Euro krizinde önemli bir dönüm noktası teşkil edebilir. AB Merkez Bankası Başkanı İtalyan Mario Draghi bundan birkaç hafta önce Euro krizinin çözümü için ‘her ne yapılması gerekiyorsa’ yapmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Yürürlükteki AB mevzuatına da aykırı olarak Draghi’nin bu açıklaması ile neyi kastettiği geçen hafta belli oldu. Krizin çözümünde Euro ülkelerinde iki farklı görüş var. Almanya’nın öncülük yaptığı ve krizden fazla etkilenmeyen kuzey ülkeleri kriz içinde bulunan ülkelerin tasarruf tedbirleri uygulayarak bütçe dengesini yeniden sağlamasını çözüm olarak görüyor. Son iki yılda bu uygulandı.

Kriz içindeki güney ülkeleri bir yolunun bulunup borcun ortaklaştırılmasını, Merkez Bankası başta olmak üzere AB kurumlarının daha fazla yükün altına girerek yatırım paketleri ile krizin aşılmasını talep ediyor. Almanya’nın kendi çözüm yöntemini dayatması Yunanistan ve İtalya gibi kriz ülkelerinde önce ekonomide durgunluğa, peşinden işsizliğin artmasına sonunda da bu ülkelerde iktidarların peş peşe devrilmesine sebep oldu. Şimdilik Almanya krizden korunmayı başarsa da son kararla kriz yönetiminde inisiyatifi kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelmiş oldu.

AB Merkez Bankasının bu kararına Euro bölgesini oluşturan 17 ulusal merkez bankalarından sadece Alman Merkez Bankası itiraz etmesi de bunu gösteriyor. Para politikalarından sorumlu olan AB Merkez Bankası siyasetten bağımsız bir kurum. Ancak bankanın başına kimin atanacağı siyasi bir karar. Almanya Başbakanı Angela Merkel geçen yılın Ekim ayında yapılan seçimlerde kendi adayını çıkaramadığı için Draghi’yı kabul etmek zorunda kalmıştı. Şimdi bunun bedelini ödüyor.

Bazı uzmanlar Draghi’nin Almanya’ya rağmen aldığı kararı Merkel’e yapılan bir darbe olarak değerlendiriyor. Bunlardan biri de aylık önemli siyasi dergilerden CİCERO’nun Genel Yayın Yönetmeni Christoph Schwennicke.

AB Merkez Bankasının sınırsız devlet tahvillerini alma kararı Almanya toplumunun derin hafızasında travma olarak duran Weimar Cumhuriyeti (1918-1933) dönemindeki hiper enflasyonlu yılları hatırlatıyor. Almanya’nın bugün benzeri bir kriz yaşama ihtimali Hitler´in tezlerini savunan ırkçı nasyonal sosyalist bir partinin iktidara gelmesi kadar zor bir durumdur.

Ancak enflasyon oranı yüzde 5’i geçtiğinde bile önümüzdeki yıl tekrar seçilmek isteyen Merkel’in işini zorlaştırır. Almanya son 70 yılda savaş mağlubiyetini üzerinden attı, ekonomik açıdan kalkındı, bölünmüşlüğü aştı ve nihayetinde AB’nin en güçlü ülkesi haline geldi.

Bu gücün neticesi olarak Euro krizinden fazla etkilenmediği gibi ‘AB’ye yön veren ülke’ konumuna geldi. Almanya bu noktaya gelen kadar çoğu adımı doğru attı. Ancak zirveye çıktığı anda gerileme süreci de başladı mı?

Ben Euro krizinin kendisini çok ciddi bir sorun olarak görmüyorum. Paraya insandan daha fazla önem veren kapitalist yapılarda kriz normal haldir. Ülke ekonomileri bir krizden çıkar başka bir krize girer. Krizde bir taraftan sermaye el değiştirirken diğer tarafta toplumun zayıf kesimleri bedel öder.

Esas olan kriz süreci içinde kazananlar ve kaybedenlerdir. Bu hafta Federal Anayasa Mahkemesi de Euro sorununun çözümü ile ilgili federal kanunların anayasaya uygunluğu konusunda önemli bir karar verecek. Kararı dört gözle bekleyen Berlin’de anayasa değişikliği dahil her türlü ihtimal tartışılıyor.

Kapsamlı bir stratejiden çok şeffaflığı tartışılır günü kurtarma politikası güden Merkel’e bir darbe de Federal Anayasa Mahkemesi’nden gelebilir. Merkel son karara kadar krizin kazananları arasında yer alıyordu. Son gelişmeyle Merkel, her ne kadar Draghi’nin kararının arkasında olduğunu açıklasa da, krizde sadece yön verici konumunu kaybetmiş olmuyor.

Eğer korkulduğu gibi Euro bölgesinde ciddi bir enflasyon yaşanırsa bu Almanya’yı da etkiler. İşte o zaman Merkel’in işi gerçekten zorlaşır.

10.09.2012 11:38