TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

Sıkıntılar karşısında hedef ve çizgimiz

İnsan dünyaya çok özel donanımda bir defaya mahsus olmak üzere misafir olarak gönderilmiştir. Çok kıymetli istidat ve kabiliyetlerle tezyin edilmiş ve ona göre de vazife ve sorumluluklar yüklenmiştir.

İnsan sahip olduğu bu hazineyi zayi etmemesi için, Allah (cc) mes’uliyetini hatırlatan kanunlar vaz etmiş, rehberler tayin etmiş, hedefi ve çizgisi belirlenmiş ta ki yolunu şaşırmasın, istikametini kaybetmesin.

Mü’min, araştıran, muhasebesini iyi yapan, başkalarını değil, kendi eksik ve kusurlarını gören insan olmalıdır. Allah Resulü (s.a.v) vahiyle müeyyed olmasına rağmen başkalarına zulmetmemek için, her duyduğu söze itibar etmemiş, hadiselerin doğruluğunu araştırmış, istişare etmiş ve ona göre karar vermiştir. “Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek, bir takım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz. …” (Hucurat 6)

Mümin, sözü, davranışı, yazıp çizmesiyle hakkı ifade etmeli, sıdkı ve adaleti ihya etmeli ve hak ihlaliyle, kul hakları, hayvan hakları mevzuunda temkinli ve dikkatli olmalıdır. Dünyada, ahiret ve akıbet endişesiyle yaşamalıdır.

Dil, mü’min için Allah’ın büyük bir nimeti ve lütfu olmakla beraber, aynı zamanda büyük bir felaket ve musibettir. Tartışma, kavga ve savaş anında gerçekleri anlatmak mümkün değildir.

Onun için niyetler halis olmalı, dil, hakikatlerin bir anahtarı olarak kullanılmalıdır. Yoksa dil günahların haramların, küfrün postacılığını yapar, sahibini tehlikeye atar.

Üstad “Her günahta küfre giden bir yol vardır” buyurmaktadır. Allah (cc) “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” (Tevbe, 119) fermanında bulunmaktadır.

“….Siz iyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah işlemek ve başkasına saldırmak hususunda birbirinizi desteklemeyin…” (Maide, 2)

Kontrolsüz, muhasebesiz, dertsiz ve çilesiz bir hayat, insanı rahata, rehavete, günaha ve haramlara sevkeder. Şeytan ve nefse mağlup hale getirir.

Temel dinamikler sağlam olmalı ki insan sarsılmasın.

Fiili ve kavli dualarımızla sebeplere riayette kusur yapmama kaydıyla, Rabbimizin hakkımızda takdir buyurduğu her halimize sabır ve rıza ile mukabelede bulunarak, neticedeki güzelliklere talip olmalıyız.

Her şeyini imanı ve ahireti adına feda edenler için, Cenab-ı Hakk’ın hakkımızda takdir buyurduğu bu muvakkat sıkıntılara karşı sabredip dik durulursa, hakta sebat edilirse, ahiret hayatı, ebedi saadeti adına büyük bir kazanç elde etmeye vesile olacaktır.

Efendimiz (s.a.v) bela ve musibeti istememeye işaret buyurarak, “Düşmanla, ‘musibetlerle’ karşılaşmayı arzu etmeyiniz, karşılaştığınız zaman da sabrediniz” diyerek Hakta sebatı emrediyor.

Hak kervanına katılan, davayı İslam’a gönül veren, dünyanın huzur ve güvenliğine, ahiret saadetine kendini adayan ehl-i iman dişini sıkıp sabrederek, Allah’a tevekkül ve teslimiyet içinde olursa, vazifesini yapmış olmanın mutluluk ve huzurunu elde etmiş olur.

Dünyanın bir çok yerinde insanları sarsan hadiseler olmakta, nice masumların canı yanmakta, hukukuna tecavüz edilmekte, ümitleri kırılıp ye’se düşmekte, çoluk ve çocuğuyla perişan olmakta evini ülkesini terketmek zorunda kalmaktadırlar.

Bütün Peygamberler başta olmak üzere, hususiyle kâinatın varlık sebebi, insanlığın iftihar tablosu, Nebiler Sultanı Efendiler Efendisi (sav) ve o’nun şerefli ashabının yolunda olduğuna inanan, ve bu iddia da bulunanlar, o gün onların sıkıntılara dayandıkları gibi bugün de darılmayıp dayanarak kalplerini Allah’ın rızasına kilitleyerek, mukaddes değerlerimiz, milletimiz ve insanlık adına ölüm pahasına hizmet vermek suretiyle, nefsimizi ve neslimizi kurtarmak için çırpınmalıyız.

Fizik aleminde Allah’ın kurduğu bir düzen var, Yaz-kış, gece-gündüz birbirini takip ediyor. Beşer hayatı içinde de tarih boyu hep zıtlıklar birbirini takip etmiştir. Allah ve Peygamber yolunda olmanın beraberinde getirdiği bu sıkıntılara sabır, mukabilinde Allah’ın lütfedeceği nimetlere de şükürle muvazzafız.

Yüce Rabbimiz Tur Süresi 48. ayetinde; “Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret. Çünkü sen bizim himayemiz altındasın. (Namaza kalktığında) Rabbini hamd ile tenzih et” buyurmaktadır.

Yine yüce Allah (cc) Bakara süresi 214. ayetinde; “Yoksa siz daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara maruz kalmadan cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlar öyle ezici mihnetlere, öyle zorluklara düçar oldular, öyle şiddete maruz kalıp sarsıldılar ki, Peygamber ile yanındaki müminler bile ‘Allah’ın vadettiği yardımı ne zaman yetişecek’ deme durumuna geldiler. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” buyurmaktadır.

Ehl-i iman, din-i mubin-i İslam’ın muhtaç gönüllere ulaştırılması mevzuunda ciddi gayret göstermeli, sözlü beyandan daha önemlisi temsil yoluyla güzel örnek olmalı, bu yolda başa gelebilecek kaza ve belaların olabileceğini peşinen kabullenip Allah’a sığınmalı, ye’se düşmeden hak bildiği davaya omuz vermeye devam etmelidirler.

Evet, bütün nebiler çile çekmişlerdir. Onların yolunda olanlarda çekeceklerdir. Zira yol onların gittiği yoldur. Önemli olan husus musibetler ilk tosladığında sabredebilmektir.

Efendimiz (s.a.v) “Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz, karşılaştığınız zaman da sabrediniz” buyurmuştur. Allah’ın bu belayı başımızdan uzak etmesini niyaz ederek, takat getiremeyeceğimiz yükleri Cenabı hak sırtımıza yüklemesin! Hizmette daim kılsın diyoruz.

29.01.2015 19:30