TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

Ramazan muhasebe ayıdır

Hayat bizim değil, bize emanettir. Dünya ise fani, sonu bir metre toprak iki mezar taşı ve kundak ve kefen arası bir hayattır. Geçen günleri geri getiremeyiz. Ömür takviminin yaprakları her gün koparılmakta ve hayat çağlayanlar gibi süratle akmaktadır.

Böylesine süratle kaybettiğimiz ömür sermayesini ne ölçüde değerlendirdik, ne kadar kıymetini bildik, bir muhasebe vakti olan ve bizi bir kere daha şereflendiren bu mübarek Ramazan gün ve gecelerinde gözden geçirmemiz için güzel bir fırsattır.

Günahlarla kirlettiğimiz kalbimizi, uzuvlarımızı, hayal ve latifelerimizi temizleme fırsatını yakaladığımız, sağnak sağnak Allah’ın rahmetinin indiği bu günlerimizi, tevbe istiğfarla, midemizle beraber bütün uzuvlarımıza da oruç tutturarak, Allah’ın imandan sonra ikinci derecede önem verdiği namazımıza ciddi sahip çıkarak, haramlara karşı temkinli ve dikkatli olarak yaşamalı ve iyi değerlendirmeliyiz.

Hayatımızın her anı değerlendirilmeli ama, Allah’ın kullarına özel lütufda bulunduğu bu muhasebe ayı olan Ramazan’ı Şerif çok daha iyi değerlendirmelidir. Muhasebe bir iç derinliktir. Derinliği ölçüsünde kul Allah’a yakın olur.

Bir mü’min olarak mesuliyetimiz, muhtaç gönüllere hakikati duyurmaktır. Efendimiz (sav), ” Allah’ın kullarına Allah-ı sevdirin ki, Allah da sizi sevsin.” Buyurmuşlardır. Kaç kişiye Allah-ı anlattık, ne kadar insana Allah-ı sevdirdik, uygunsuz tavır ve davranışlarımızla ne kadar insanı Allah’dan, peygamberden, dinden soğuttuk ve uzaklaştırdık bakmamız lazım.

“Zarara kendi rızası ile girene merhamet edilmez” ama, ya hakikatı hiç duymamışlar, bilmiyorlarsa. O zaman meyhanedekiler, dalalet ve küfür içinde olanlara, kıyamete kadar hükmü baki olan Allah’ın hükümlerini kim duyuracaktır.

Mü’minin iki sermayesi vardır SABIR ve ŞÜKÜR. Yağmur gibi musibet yağsa isyan etmeyip sabreder. Nimetler denizinde yüzse şımarmayıp şükreder.

Açe’de vuku bulan Tsunami musibetinde dalgalara kapılan ve o esnada suda sürüklenen bir ağaca sarılan ve o durumda beş kilometre sel içinde ölüm kalım savaşı veren bir insana bir televizyon programında mikrofon uzatan spiker “o anda ne hissettin?” diye soruyor. Cevap olarak diyor ki: “BEN SADECE ALLAH’IN KUDRETİNİ GÖRDÜM.”

Marmara zelzelesinde bütün servetini kaybeden bir mü’min, ellerini açıp “Allah’ım, 45 yılda kazandığım servetimi 45 saniyede aldın. Mülk senin tasarruf senin, çalışır yine kazanmaya gayret ederim.” diyor. Bu ifadeler hakiki mü’mine ne kadar da yakışıyor.

Ömür bir sermayedir gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Unutmamalı bu vücut, aza ve cihazlar bizim mülkümüz değil, bize emanettir. Sırtımızda taşımakta olduğumuz bu emanet taştan, demirden değil, çürümeye mahkum et ve kemikten ibarettir.

Ramazan-ı Şerifte, ifa etmekle mükellef olduğumuz oruç, namaz, zikir ve fikir gibi kulluğumuzu derin bir şuurla yerine getirmeli, Allah huzurunda bizi utandıracak kirlerden, günahlardan neticede nedamet duymayacak şekilde arınmalı ve temizlenmeye çalışmalıyız.

Hepimiz her an sessiz şehre davet edilebiliriz. Aldığımız her nefes, attığımız her adım bizi hesapların görüleceği, mizanların kurulacağı, sırların neşredileceği büyük mahkemeye, hakimler hakiminin huzurunda hesap vermeye götürmektedir.

Gençlik gidiyor, ömür bitiyor, yarın için ne hazırladık? Hazır mıyız davet edileceğimiz, hesap vereceğimiz o büyük mahkemeye?

03.06.2016 17:34