TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

Necatımız amel ve ihlas iledir

İmanın kalbe girmesi, Kur’an ve iman hizmetinde ihlas ve samimiyetle istihdamımız Allah’ın bir inayeti ve bir ikramıdır.

Devri Risaletten bu güne kadar, hususiyle helaket ve felaketlerin hakim olduğu günümüzde, bu davayı samimiyetle başlatıp, temsil ve tebliğ yoluyla bizlere kadar ulaştıran ve canlarını bu yolda veren insanlar oldu.

15 asır evvelki saadet asrının hasretiyle yanıp tutuşan, gece gündüz bu yüce kutsi davayı ölmüş gönüllerin ihyası yolunda, çile ve ıstırap içinde kıvranan, başını sokacak doğru dürüst bir odası ve sıcak bir yuvası olmayan muazzez büyüğümüz, üstadımız ve o’nun rahle-i tedrisinde yetişerek, hayatlarını hayrül halef nesillerin yetiştirilmesine adamış ağabeylerimiz ve nice ismi cismi bilinmeyen, Nezdi Uluhiyette makbul ve muteber insanların gözyaşları ve büyük gayret ve fedakarlıklarıyla, nöbeti bizlere devredip davayı emanet ederek gitmişlerdir.

Bu gün bize düşen mesuliyet ve sorumluluğumuzu vicdanımızda duyarak, hüsnü niyetle bu emaneti gelecek nesillere hiç bir şeye alet etmeden devredebilmek için, devam ettirmek olmalıdır.

Bunun için şu hususlara dikkat etmemiz gerekmektedir:

Sahip olduğumuz her şeyin Allah’ın bir lütfu ve bereketi olduğuna, bizim sadece istihdam edildiğimize kendimizi inandırmamız, gururdan, kibirden uzak durmamız gerekmektedir.

Nice emsallerimiz küfür ve dalalet içinde boğulmaktadır. Ne büyük bir lütfa mazharız ki, Allah (cc) liyakatımızın ötesinde imanla şereflendirip, hizmette istihdam buyurmuş.

Bizler “Ya Rab, biz bu işin içinde olmasaydık, daha halis insanlar bu işi daha iyi temsil ederlerdi” diye düşünüp gücümüz yettiğince hizmeti iyi temsil etme gayreti içinde olmalıyız.

Kendimize zati değer vermeden, hizmetteki başarımız ölçüsünde tevazu ve mahviyetimizi de artırmaya gayret etmeli ve Ya Rab, göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsimle  baş başa bırakma dualarıyla, nefsimizin insafsızlığı altında ezilmemeliyiz.

Nefsimizi,yapacağımız hizmetin önünde bir engel gibi görmeli, her başarı ve muvaffakiyeti bir ihsanı ilahi kabul ederek, Karun gibi Allah’ın ikramlarına  sahip çıkmaya kalkmamalıyız.

Saffat suresi 96. ayette: “O’ ki, sizi ve yaptıklarınızı yaratan Allah’tır.” Bize düşen hisse, aczimiz ve fakrımızdır. Aczimizle O’nun kudretine, fakrımızla O’nun sonsuz Gınasına sığınır, nimetlere şükürle mukabele edip, şevkle hizmeti imaniye ve Kur’aniye koşar isek, Allah inayetiyle destekler ve muvaffak kılar.

Ne kadar başarılı olursak olalım, ne kadar çok ibadet, zikir ve fikirde bulunursak bulunalım ne kadar çok hizmette koşarsak koşalım, O’nun sonsuz ikram ve nimetleri karşısında hiç bir şey değildir.

Efendimiz (sav) “Hiç bir insan ameliyle kurtulamaz” buyurunca, Sen de mi, Ya Resulallah diyene, “evet Allah’ın rahmeti olmazsa ben de”  buyurmuşlardır.

Onun için Rabbimizle kalbi bağımızı sağlam tutmalı, hep O’nu görüp, O’nu bilip, O’nu düşünmeli, O’nun izni olmadan gönül dünyamıza kimseyi sokmamalıyız.

“İnayeti ilahinin en büyük vesilesi, vifak ve ittifaktır.” Yani ayrılığa düşmeden, kardeşliğimizi bozmadan Allah için birbirimizi severek marziyat-ı ilahiye mazhar olmaktır. Böyle olmaz, basit dünyevi şeylere takılır kalır isek, kendi güç kaynağımızı dinamitlemiş, ilahi rahmetin kesilmesine bir dilekçe göndermiş oluruz.

Dağların, göklerin yüklenmekten kaçtığı ağır bir misyonu kabullenmiş durumdayız. Böyle bir hazineyi “fitne asrında” taşımak ve hedefine ulaştırmak zorundayız.

12.06.2015 19:30