TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

İnkisar

Yıkılan hayaller, kırılan gönüller, incinmiş insanların soğuk yüzleri, kırılmış bir kristalin dağılmış parçalarını akla getirmektedir.

İnkisar, kırılmak, çatlamak, yenilgi, bozgun, pişmanlık, incinme, gücenme, darılma gibi manaları ifade ediyor.

Buna rağmen, gerçekten inanmış hakiki mü’min, yeryüzünde olup biten moral bozucu her türlü hadiseler karşısında, canlı ve ümitlidir. Onun hayatında darılmak, kırılmak, yıkılmak ve çözülme mevzuu söz konusu değildir. O Hakk’a ve halka karşı vazifesini ifa eder, Tevekkül ve teslimiyetle Allah’a sığınır.

Bu gün öyle bir fırtına oluştu ki, kavurdu fitne ateşi gönülleri. Gücendi baba oğula, darıldı kız anaya, vifak ve ittifak ruhu bozuldu, kardeşlik bağları koptu. Dağıldı dostluklar, kesildi selamlar, fitne fesat sardı ruhları, duaların ipi koptu, dostlar bozguna uğradı, düşmanlar sevindi, dinin haysiyet ve şerefiyle oynandı.

Makam, para, şöhret, şehvet, riya, rahat tutkusu ve bencillik duygusuna mağlup olup heva ve heveslerine esir düşenler yıktılar milletin itibarını, haysiyet ve şerefini.

Yalan, gıybet, iftira ve dedikodu ile müfsitleri alkışlattılar, ıslahçıları ise lanetlettiler, aileleri paramparça hale getirdiler, bu vesileyle en büyük kötülüğü kendilerine yaptılar, kendi huzurları da kalmadı.

“Gönül her zaman arar durur bir yar-ı sadık/ Bazen de Sadık dedikleri çıkar münafık!” Çağımız adeta bir “nifak çağı” oldu.

Efendimiz (sav), ” Mescit namaz kılmayanlar arasında; Kur’an-ı Kerim, fâsıkın kalbinde; Mushaf, onu okumayanın evinde; saliha bir kadın, kötü huylu bir adamın nikahı altında; Salih bir erkek, arsız bir kadının yanında; alim, onun ilminden istifade etmeyen bir topluluk arasında gariptir.” buyuruyor.

Fethullah Gülen Hocaefendi Bir makalesinde,” Garip yurdundan yuvasından uzak kalan, dostundan, ahbabından ayrı düşen değildir. O, yaşadığı dünya içinde, bulunduğu toplum itibariyle halinden, dilinden anlaşılamayan; yüksek idealleri, ötelere ait düşünceleri, başkaları için şahsi arzu ve zevklerinden fedakarlığı, çevresi tarafından yadırganıp, garipsenen insandır.” der.

Gönül gözleriyle bakamayanlar, onu kendi şahsiyetiyle görüp bilemediler, tanıyamadılar. Ailede huzur yudumlayamayan, mabette nurlanamayan, mektepte aydınlanamayan ve çevresinde hüsn-ü misal bulamayan, dolayısıyla kendini değişik çılgınlıklara salarak hezeyanda, sövüp saymada ve yakıp yıkmada teselli arayan, dünyaya meftun, kalbi ve ruhi hayattan habersiz bu zavallılar, Hakk’a dilbeste ve âhirete kilitlenmiş o gönül insanını tanıyamadılar.

Bazıları gururlarına; kimileri kıskançlıklarına, birileri bencilliklerine yenilerek o tevazu ve mahviyet insanını rencide ettiler. Bir tek makalesini okumadan, gönülden bir vaazını, sohbetini dinlemeden hükümler verdiler.

O bütün insanlığa gönlünü açık tutan insan, ilmindeki enginlik, tefekküründeki derinlik, hizmetlerindeki beklentisizlik, duygu ve düşüncesindeki saffet, düşüncelerindeki istikrar, temsilindeki ciddiyet, davranışlarındaki samimiyet, duruluk ve halindeki inandırıcılıkla, milletimiz adına iftihar vesilesi ve insanlık adına vesile-i hidayet bir nimetti.

Allah ve Resulünün tanıtılmasından, iman ve Kur’an’a davet ederek, insanlığın ahiret hayatına yardımcı olmaktan, emniyet ve güveni temin etmekten başka hiç bir dertleri olmayan fedakar insanlara, Hoca efendi ve arkadaşlarına bu haksızlık yapılmamalıydı. İçlerinde vardıysa yaramaz, yanlış yapanlar bulunup sorgulanmalıydılar.

Milyonlarca masum, rızayı ilâhiden başka dertleri olmayan insanlar potansiyel suçlu ilan edildiler. Buna rağmen, ye’se düşmeden, budanan ağacın yeni filiz vermesi gibi, Ümit’le şahlanarak, vahdeti ruhiyeyi koruyarak, ihlas ve samimiyetle davaya daha samimi, gönülden sahip çıkarak hizmet etmek bize düşüyor.

18.06.2015 19:30