TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

Hizmet Hareketi

Vicdanımın sesiyle hak bilip yoluna düştüğüm yüce ve kutsi bir davaya, kusur ve eksiklerimle yarım asırdır başta Hocam ve arkadaşlarımla hizmet edip, muhtaç gönüllere ulaşmaya çalıştık ve çalışıyoruz.

Yola çıkarken yolların virajlı, engebeli, binbir sıkıntının bizi beklediğini, peygamber ve sahabe yolunun çok kolay olmadığını, nimetlerin külfetleriyle gönderildiğini, cennetin ucuz değil, cehennemin de lüzumsuz olmadığını bilerek bu yola çıktık.

Daha ilk günlerde ihanet şebekelerinin sıkıştırması ile bağlı bulunduğum müessesede diyanetin sorumluları tarafından sıkıştırılmaya başladım. Şikayet edildim, teftişler geçirdim, azarlanıp hakaretler gördüm. Kahve sohbetleri vesilesiyle emniyet yetkilileri tarafından sopayla kovalandım. Henüz bir talebe evine üç arkadaş koyduğumuzda içimize ajan sokuldu. Her bir araya gelişimizde elimize zincir vurulacağını kabullenerek yolumuza devam ettik. Derslere girip çıkarken parmaklarımızın ucuna basarak, namazlarımızı eda ederken dizlerimizi ses çıkarmasın diye yavaşça yere koyarak, okurken sesimizi çok duyurmadan yavaş yavaş okuyarak ibadetlerimizi, vazifelerimizi yapıyorduk.

Yarım asır hırsız gibi kovalandık. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandık. Hayvanlara yapılmayan işkencelere maruz bırakıldık. Başımız betonlara vuruldu. Ayaklarımızın altında çürüyen deriler üç-dört ayda ancak düzeldi. Yedinci kattan atma denemeleri yapıldı. Fakat bütün bunlara rağmen davaya gönül veren arkadaşlarımızla zaaf göstererek zalimlere boyun eğmedik. Hakkı tutup kaldırmada ihmal göstermedik.

1983’de emniyette eksi 40 derece hücre hapsinde, soğukta altıma serdiğim hırkamı bile çok görüp aldılar. Askeri hapis odalarında ısıtıcı verilmeden, kendi doktorları bile bunlara bir ısıtıcı verilmezse yarısı ölür deyip rapor verdiği halde bizleri adeta ölüme terk ettiler.

Gün geldi sıkıyönetim mahkemesi berat verdi. Buna rağmen on beş gün sonra “Her ne kadar mahkemeniz beraatla sonuçlanmış olsa da, vazife yapmanız sakıncalı görüldüğünden ihraç edildiniz.” yazısı geldi, bütün haklarımız elimizden alındı.

Kaderin takdiri ve bir vesile ile Samsun’a gittim. Karadeniz Kitap Kırtasiye dükkanını açtım. Emniyet burada da rahat ve huzur vermedi. İzmir’den sürgün gelen ve beni de yine İzmir’de yaptığım hizmetlerden tanıyan bir istihbarat görevlisi peşime takıldı. Risale-i Nur sattığım için baskına uğradım. Hakkımda zabıt tutuldu. Dükkanda çalışanlar gözaltına alındı. Ben de yakalanmamak için çok zahmetler çektim. Bir yıl evime, dükkanıma giremedim. Neticede teslim olmak zorunda kaldım. Kış günü itfaiye hortumlarına tutuldum. Beş yıl mahkûmiyet yedim. Hakim Galip Gök beyefendi cezaya iştirak etmedi. Temyiz mahkemesi cezayı bozdu, berat ettim.

O sıkıntılı günlerin üzerinden yıllar geçmiş olsa da yine çok şey değişmiş değil. Bir kez daha helaket ve felaketlerin yaşandığı, hususiyle ehli imanın zillet ve sefalet altında inlediği, ezildiği itimat ve güven duygusunun erozyona uğradığı, mazlumların ezildiği, hakların gasbedildiği, zalimlerin sesinin yükseldiği, demokrasi ve hukuk sisteminin çiğnendiği bir devir yaşıyoruz.

Bugün zalimin alkışlandığı, mazlumun, haklının tahkir gördüğü, doğrunun yalanla yer değiştirdiği, sadıklarla kaziblerin ayrıldığı bir imtihana tabiyiz.

İşte böylesine zıtların cem olduğu, külfet ve nimetlerin beraber harmanlandığı bir dünyada misafir bulunuyoruz. Süratle akıp giden zamanla birlikte, ömrümüzün çay gibi, rüzgar gibi akıp gittiğini görüyoruz. Gidenleri geri getirmeye gücümüz yetmiyor.

Geçmiş bir yılımıza bakalım. Birgün gitmek zorunda olduğumuz ahiret hayatımız adına kârda mıyız, zararda mıyız? Muhasebemizi iyi yapmalıyız. Öbür alem çok farklı bir yer, akla hayale gelmedik şeylerle karşılaşabiliriz. Rabbimizle münasebetimizi kavi tutmalıyız, nefsimizle yüzleşerek kendimizi gözden geçirmeliyiz ki, orada zor duruma düşmeyelim. Bu günün yarını var, yarın hakkın divanı var,  biraz dişimizi sıkmamız lazım.

26.02.2015 19:30