TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

Hayırlar zayi olmaz

Bugüne kadar hizmet hareketine katkıda bulunan bütün insanların yaptıkları hayırların hiçbirisi Allah‘ın izniyle zayi olmamıştır.

Zerre kadar hayır ve şer kameraman memurlar (melekler) tarafından kayda alınmıştır. Büyük Mahkeme’de, hakimler Hakimi Allah huzurunda hesapları görülmek üzere gizli-açık herşey sahneye arz edilecek, herkes niyetine göre yaptığı icraatların mükafat veya mücazatını mutlaka görecektir.

Mülkün hakiki sahibi Allah olduğu için,  ehl-i iman olarak bizler; ‘O verdi, O aldı‘ demek suretiyle Allah’a teslimiyetimizi ifade ederek, olup biten her hadiseye kader açısından bakmak zorundayız. Şu anda Allah’ın bize lutfettiği nimetleri ve imkanları sebeplerde kusur yapmama kaydıyla,  kalp ve gönül vahdetini koruyarak,  gelişen dünya şartlarına uygun yeni stratejiler geliştirmek suretiyle, üzerimize düşen vazifelerimizi hakkıyla yapıp, sorumluluktan kurtulma gayreti içinde var gücümüzle çalışmalıyız.

Maide suresi 36. ayette , “Küfürde diretenler, yerde ne var ne yok hepsi onların olsa, bir de bunun bir katına daha sahip bulunsalar ve Kıyamet Günü’nün azabından kurtulmak için bunların hepsini feda etseler, yine de bu, (Allah katında) kabule mazhar olmaz. Onların hakkı, ancak pek acı bir azaptır.” buyrulmaktadır.

Rad suresi 18. ayette de “Rablerinin çağrısına icabet edenlere en güzel mükâfat, Cennet vardır. Fakat O’nun davetini kabul etmeyenlere gelince, şayet dünyada olan bütün şeyler ve onların bir misli daha kendilerinin olsaydı kurtulmaları için fidye olarak hepsini verirlerdi. İşte bunlar bir hesaba maruz kalacaklardır. Onların kalacakları yer Cehennem olacaktır. Orası ne kötü bir yerleşim yeridir.” buyrularak, dünyada hayır ve şerri temsil edenlerin durumları açık bir şekilde beyan edilmektedir.

Efendimiz (Sallallahü aleyhi Vesellem) bir hadis-i şeriflerinde  ” Eğer dünya, Allah katında sivrisineğin kanadı kadar bir değere sahip olsaydı, Allah hiçbir kâfire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.”   buyurmuşlardır. (Tirmizi, İbn-i Mace, Taberani)

“Dünyanın üç yüzü var. Birinci yüzü Cenâb-ı Hakkın esmâsına bakar. Onların nukuşunu gösterir. Mânâ-yı harfiyle, onlara aynadarlık eder. Dünyanın şu yüzü, hadsiz mektubat-ı Samedâniyedir. Bu yüzü gayet güzeldir; nefrete değil, aşka lâyıktır.”

(Dünya ve kainat Allah’ın isim ve sıfatlarının talim edildiği bir mekteptir. Bu yüzü ile dünya ve kainat güzeldir, övülmeye ve sevilmeye layıktır.)

“İkinci yüzü âhirete bakar. Âhiretin tarlasıdır, Cennetin mezraasıdır, rahmetin mezheresidir. Şu yüzü dahi, evvelki yüzü gibi güzeldir. Tahkire değil, muhabbete lâyıktır.”

(Dünya ve kainat ahiretin kazanıldığı  bir tarla olmasından dolayı, bu yüzü ile de güzeldir ve sevilmeye layıktır.)

“Üçüncü yüzü insanın hevesâtına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel’abe-i hevesâtı olan yüzdür. Şu yüz çirkindir. Çünkü fânidir, zâildir, elemlidir, aldatır. İşte, hadiste varid olan tahkir ve ehl-i hakikatin ettiği nefret, bu yüzdedir.”

( Dünya ve ahiretin bir de üçüncü yüzü vardır ki Allah’ı ve ahreti unutturan günah ve dalalete davet eden yüzüdür.Bu yüzü ile dünya zararlı ve faydasızdır.)      (Sözler, 32.söz ikinci Mevkıf)

Binaenaleyh  bizler, Allah indinde bir sinek kanadı kadar değeri olmayan bu dünyayı, Allah’a ve Rasulullah’a olan imanımız ve itaatimizle ebedi saadeti kazanmaya vesile olacak şekilde değerlendirme gayreti içinde olmalıyız.

17.12.2016 18:28