TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

Hırs

Hırs, insan fıtratına dercedilen bir duygudur. Efendimiz ( sav) lihikmetin Allah’ın fıtrata koyduğu bu duyguyu ehlileştirmek gerektiğine işaret buyurmuşlardır.

Efendimiz (sav): ” Ademoğlunun iki vadi dolusu malı olsa üçüncüsünü de ister. Onun karnını ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri sever.” İnsanın dünyaya ait düşkünlüğü vardır, makam mevki, şan şöhret hırsı vardır ama, dünya da fanidir, her an davet vuku bulabilir, bastığı toprağın altına çağrılabilir.

Allah( cc) hırsı başkalarına engel olmama, zarar vermeme kaydıyla hakta yarışmak, insanların gerçeklerle tanışması, ahiret hayatlarını kurtarmalarına destek vermek için vermiştir. İnadı hakta sebat için verdiği gibi. Kur’an-ı Kerim, Efendimiz için  ” Harisun Aleyküm…” ( Size karşı çok hırslı) buyruluyor. Efendimizin( sav) ümmetine karşı olan düşkünlüğünü ‘haris’ kelimesiyle beyan ediliyor.

İnsanların hırsını böylesine ulvi bir gayeye matuf, insanlığın hayrına kullanmaları, Efendimizin(sav) mübarek ve mübeccel bir vasfıyla şereflenmelerini sağlamış olur.

Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz( sav) ” Kıyamet yaklaştıkça, insanların dünyaya karşı hırsları artar. Bu da insanların Allah’dan uzaklaşmalarını artırır.” Buyurmaktadır. Hırs kanseri yayıldıkça, Allah’la irtibatımız zayıflamaktadır. Bu da sıkıntıların, problemlerin artmasını sağlamaktadır.

Cenab-ı Hak Yusuf Suresi 103. ayette ” Sen ne kadar hırs göstersen de yine insanların çoğu iman decek değildir.” Hidayeti verecek Allah (cc) olduğunu bildiği halde Nebiler sultanı Efendimiz(sav), ümmetinin imanını kurtarabilmek için var gücüyle çalıştığını görüyoruz.

Hayırlı işlerde sebeplerde kusur yapmayacak şekilde hırsla koşarken, dünyaya ait işlerde yine sebeplerde kusur yapmadan, Allah’ın takdirinin dışında  gösterilecek hırs hasaretle neticelendiğini görüyoruz.

Azimle Hırsı, vakar ile gururu birbirine karıştırmamalı. Azimli insan müthiş bir gayret, hedefe ulaşma, başarma ve kazanma arzusu görülmektedir. Azim; bir işi başarma niyetiyle kararlı ve ümitle gayret edip çalışmaktır. Başaramadığı ve elde edemediği zaman ümitsizliğe düşmez, çalışmayı terketmez. Muvaffak olduğu zaman şımarmaz, gururlanmaz, kibirlenmez, başarıyı Allah’dan bilir, şükreder.

Hırslı insan, istediği sonucu elde edemediği zaman öfkelenir, sinirlenir, morali bozulur, intikam almak ister, ümidini yitirir, intikam almak ister, bazen çatlayacak hale gelir.

Hırslı insan, meşru, gayri meşru dinlemez, hedefine ulaşmak için israfdan kaçınmaz, acele eder, elde edeceği şeye ulaşmak için her yola baş vurur. Hırsı onu kıskançlığa, inada sevkeder ve başkalarının elindekine göz diktirir. Herkes kendisine hürmet etsin ister, gösterişe, alkışa bayılır, riyadan çok hoşlanır. İnadın gözü kör olduğundan “Meleği şeytan, Şeytanı melek gibi gösterir.”

İslamiyet, Allah’ın yarattığı ve bizim müsbet manada değerlendiremediğimiz hırsı ve benzer duyguları ortadan kaldırmayı istemez. Onların fıtrata uygun, meşru yönde dengelenmesini ve iyi yönlendirilmesini ister.  Aşırı mal sevgisini, kanaat ile dengeler. Hırs ölümü hatırlatarak sınırlandırılır, hayata çeki düzen verdirir. Aklı izanı şuuru yerinde olan bir mümin, hırsının ve inadının esiri olmaz. Kötü olan hırs değil, hırsa mağlup olup, ifrata girmektir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri; ” Dünyaya kalben bağlı olanla yakın olma. Haris kimseyle arkadaşlık kurmak öldürücü zehir gibidir.” Der ikaz edip uyarır.

Mü’min denge insanıdır, Sırat-ı Müstakimi temsil eder, ifrat ve tefritten uzak, tavır ve davranışlarına, hal ve hareketlerine bakıldığı zaman Allah-ı hatırlatan insandır. Öyle bir hayat yaşayalım ki, Allah’ın emanet ettiği bütün duygu ve uzuvlarımızı meşru dairede değerlendirerek dünyada ve ahirette pişman olmayalım.

İnsanlığın iftihar tablosu Efendiler Efendisi (sav) ” ilerde pişman olacağınız bir işi yapmayın” buyurmuyor mu?

01.07.2015 20:30