TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

Doğru olma, doğru yaşama

Sure-i Hud-112. ayette “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ilahi beyanı karşısında sarsılan Allah Resulü (s.a.v) bu ayete işaret ederek “Beni bu ayet ihtiyarlattı.” buyurmuşlardır.

“Allah’tan Allah’ın azameti ölçüsünde korkun” emri karşısında sahabe efendilerimizin benizleri sarardı, yemeden içmeden kesildiler.

Allah Resulünün (s.a.v) sorusu karşısında “Ya Resulallah, Allah’ın azameti ölçüsünde nasıl korkacağız” dediler. Cenab-ı Hak hafifletti. Sonrasında Sure-i Teğabun 16. ayette “O halde gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun….” emri nazil oldu.

İnanan mü’minler Allah’tan korkmalı, müstakim olmalı, Allah huzurunda doğrularla beraber haşrolma, arkadaş olma yollarını aramalıdırlar.

Fatiha suresi 6-7. ayetlerde: Bize Doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil.

Bakara suresi 2,3,4 ve 5. ayetlerde ise :“O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.” ” Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.”  “Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.” “İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.” buyurulmaktadır.

İnsan zıt duygularla yaratılmıştır, hayra ve şerre kabiliyeti açıktır. Onun için hata yapabilir, ayağı kayıp düşebilir. Dili sürçebilir, birinin kalbini kırmış, zulmetmiş, hakkına tecavüz etmiş olabilir.

Bu ve benzer bütün hatalardan, günahlardan evvela rabbimizden sonra hak sahiplerinden özür dilemek, helallik istemek, varsa maddi haklarını ödemek iman emaresidir, bir mertlik ve yiğitliktir.

Mazeret, nifak alametidir. Hataları örtmek adına kullanılır. Abdulah ibn-i Selül Uhud’da yan çiziyor, iffet abidesi annemize atfedilen iftiranın başını çekiyor. Nice ashabtan insanların kalbini bozuyordu. Allah Resulü (s.a.v) bu durumu biliyordu ama belki tövbe eder kurtulur diye kendine yakışanı yapıyordu.

Müslüman müstakimdir. Müstakim olmalı, başkalarının mal, can namus, haysiyet ve şerefinde gözü olmamalı, Allah’ın kendisine takdir buyurduğu haklara razı olmalıdır.

Sahabe Efendilerimiz Uhud’da, Akabe’de verdikleri sözü hatırlayarak, şimdi vaadimizi yerine getirme sırası bizde deyip, çetin bir mücadele verdiler. Başta Hz. Hamza, Mus’ab bin Umeyr (r.a) olmak üzere 70 sahabe (r.anhüm) şehit düştü. Efendimizin de şehit olduğu haberi duyulunca, Enes bin Nadr, Sa’d ibn-i Rebi gibi (r.anhüm) efendilerimiz, “Allah Resulünün şehit olduğu yerde siz niye yaşıyorsunuz.” diye haykırdılar.

Cennetten gelir gibi, yaralı bulunan Resulullah’ın (s.a.v) “Yok mu şu düşman müfrezesine karşı koyacak?” sesini duyan, dört oğlunu, babası ve kocasını kaybeden Nesibe validemiz (r.anha) “Ben varım ya Resulallah” diyor, düşmanın işini bitirip huzuru Risalet penahiye yaralı olarak gelince, “Senin dayandığına kim dayanır Ya Nesibe” iltifatına mazhar oluyordu.

Fussilet suresi 30. ayette: Muhakkak ki: “Rabbimiz Allah’tır.” deyip, sonra (da) istikamet üzere olanlara (Allah’a yönelip dîni ikame edenlere) melekler inerler: “Korkmayın ve mahzun olmayın. Ve vaad olunduğunuz cennetle sevinin!” (derler) buyuruyor.

16.10.2015 16:39