TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

Düşsen de kalkmalısın

Yaratılan varlıkların en şereflisi olan insan, yaratanını unutmamalıdır. Unutursa unutulur. İnsan dünyaya niye gönderildiğinin farkında olmalı, en ağır şartlarda bile yörüngesini değiştirmeden, istikametini korumalıdır.

İnsan düşebilir derhal kalkmalı, çamura batabilir, kirlenebilir derhal yıkanmalı, temizlenmelidir.

Hz. Eyyûb (as) gibi “Allah’ım zarar bana dokundu. Sen erhamürrahimsin” demeli.

Hz. Yunus (as) gibi “Ya Rabbi! Sensin ilâh, Senden başka yoktur ilâh. Sûbhansın bütün noksanlıklardan münezzehsin, yücesin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim ben. Affını bekliyorum Rabbim!” (Enbiya Suresi-87)

Ne garip bir tecellidir ki, Allah’ın sonsuz nimetleri, ikram ve ihsanları içinde olmasına, o nimetlerle hayatını devam ettirmesine rağmen, emirlerine muhalefet ediyor, gerçekleri, hakikatleri bir inat uğruna reddediyor, neticede pişman olacağı, nedamet duyacağı tehlikeli ve sıkıntılı şeyleri tercih ediyor, kendi kendini tehlikeye atıyor, enaniyet ve gururunun kurbanı oluyor.

İnsanın Kur’an gibi yanılmaz bir kanunu ve sistemi, Resulullah (s.a.v) gibi bir rehberi ve önder varken, akıl, iz’an ve şuur ile donatılmış olmasına rağmen, nefis ve şeytanı memnun edecek, Allah’ın rızasına ters Resulullahı mahzun ve mahcup bırakacak, mahşerde kendisin utandıracak bir yolu tercih etmesi anlaşılır gibi değil.

Aklı başında bir mü’min yeryüzünde Allah’ın halifesi, Hakk’ın temsilcisi, emniyet ve güveni bekçisi, bakıldığında Allah’ı hatırlatan bir insan olduğunu unutmamalıdır.

İradesi dışı, bir defaya mahsus gözünü açtığı, nerede, ne zaman, nasıl öleceğini bilemediği şu fâni, zâil dünya hayatını kontrol altına almayı, engellere takılıp kalmamayı, dalga ve deryalarda boğulmamayı, hayatını Hakimler Hâkimi Allah’a hesap vermeye göre tanzim etmeyi, en büyük vazife telakki etmelidir.

Yakıp yıkan tahripçi değil, tamirci ve ıslahçı, gurur ve kibirli değil, tevazu ve sevgiyle tatlı dil güler yüzlü, herkese kucak açan muhabbet fedaisi olmalıdır.

Bir iki asırdır Allah’tan ve Resulullah’dan, dinin ruhundan uzak kalmanın neticesi olarak ilahi inayet ve yardımın kesilmesi ile güllerin solup, bülbüllerin sustuğu/susturulduğu baharın harap edilip, âlem-i İslam’ın çölleştiği-çölleştirildiği, mânâ adına dinamiklerimizin harap edildiği dünyamızda, mâbetler yetim, müslümanlar mağdur, mazlum ve mahkum, ağlayan analar, çığlık ve feryat içinde bacılar, boynu bükük, gözü yaşlı babalar ve yetim yavrular.

Bütün bunların telafisi, yaratılış sırrını kavramış, vazife-i asliyesinin şuurunda insanlığın dert ve ıztırabı ile yanan, gülmeyi unutmuş, ağlamayı dirilmenin emaresi sayan gönül erlerinin, bütün fırtına ve sıkıntılara rağmen sabır, tevekkül ve teslimiyetle tedbirli ve temkinli adımlarla ahiret buutlu, davayı hiçbir şeye alet etmeden, dünyayı kalben terk edip, ahiret pazarı olarak değerlendiren vatanına, milletine haysiyet ve şerefine canını siper yapan kahramanlarla mümkün olacaktır.

Bu gönül erleri; helaket ve felaketlerin, sefalet ve zilletin, levsiyat ve ihanetin insanlığı kasıp kavurduğu günümüzde, Allah’ın nebiler ve velilerle temsil ettirdiği bu kutsi davaya, meleklerle yarışırcasına, Mevlâ’nın rızasına kilitlenerek, maddeye, şehvete, şan ve şöhrete baş kaldırarak insanlığa hizmet adına, vurana elsiz, sövene dilsiz, kötülükle bulunanlara iyilikle mukabelede bulunarak, peygamberane bir sabırla temsil ettikleri yüce davanın mensubu olduklarını ispat emelidirler.

Mü’minler Hak’ta yarışmak için çalışmalı, başkalarına engel olmak için değil.

29.01.2016 15:57