TAKİP ET
Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

Bekleyin bakalım!

Zelzele var, yangın var, inilti var. Enkazdan ne kadar can kurtarılabilir? Yangın nasıl söndürülür? Yanan neslimizin elinden nasıl tutulabilir? Feryatlar yürekleri yakıyor. Nerdeyiz, ne yapıyoruz? Milyonlar seyrediyor, iyi oldu deyip keyfine bakanlar da var. Bilmiyorlar ki, yangın söndürülmezse kıvılcımlar onlara da sıçrayacak, onların da ciğerparelerini yakacaktır.

Ülkemizde sosyal bir Tsunami yaşanmaktadır. Sebeplerin sükut edip herşeyin alabora olduğu bir dönem yaşıyoruz. Kanun yok, adalet yok, hukuk-u beşer iflas etmiş ve yerle bir edilmiştir. İçtihat ve fetvalarla dinin temeline dinamit konmuş; nice mazlum, mağdur, mahkum insanların haysiyetiyle, şerefiyle, namusuyla oynanmış; imkanlarına el konmuş, çoluk-çocuklar, aile fertleri birbirinden ayrı, herkes çaresizlik içinde perişan duruma düşürülmüştür. Ve ne yazık ki, ahiret, hesap-kitap, sırat, mizan unutulmuş, bir inat uğruna, enaniyet ve gururların tatmini adına, kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar demeden, hasta olduğunu dinlemeden bütün hızıyla zulme devam edilmektedir.

Cenab-ı Hak gerçekten inanan, Allah’ın dinine sahip çıkan kullarını; kimse onlar, işte onların kalbini dünyadan koparmak, yaratılış gayesine uygun hareket etmeye sevketmek ve kalplerini Mevla’nın rızasına kilitlemek için, zahiren musibet gibi görünen hadiselerle sorguluyor. Dünyada maddi manevi her imkana sahip oldukları bir dönemde, huzur, güven ve emniyet içinde hayatlarını sürdürürken itaat ettiği gibi; birde ellerinden herşeylerini almak suretiyle imtihana tabi tutmakta, sabırlarını, Allah’a olan güven ve tevekküllerini ölçmektedir.

Allah (cc) herşeyi çift yaratıp, nimetleri külfetiyle beraber vermiştir. Bunlar dünyada birer imtihan vesilesidir. Allah(cc) insanı, ‘akla kapıyı açıp iradesini elinden almamak’ suretiyle imtihana tabi tutmaktadır.

Başımıza gelen bütün sıkıntılar, birbirinden kıymetli ve değerli sermayeleri yerinde kullanmamaktan, kardeşliğimizi “i’sar” şuuruyla temsil edememekten ve dünyayı ahirete tercih ederek; gayz, kin ve nefret gibi, sevgi, şefkat ve merhamet duygularını menfi yolda kullanmaktan gelmektedir.

Hz. Adem’in çocukları Kabil Habil’i öldürürken, Habil ‘Ben elimi kaldırmam’ diye cevap veriyordu.  Hz. İbrahim (as) ateşe atılırken Nemrud’a teslim olmuyordu. Firavun bütün ordusuyla Allah’a başkaldırıyor ve Hz. Musa’ya ‘büyücü ve deli’ diyordu. Neticede denizde boğulurken pişmanlık duyuyor, feryat ve figan içinde kendini kınıyordu.

Allah Ad kavmine de ortalığı kasıp kavuran, köklerini kurutan bir kasırga göndermişti. Bu rüzgar uğradığı herşeyi kül gibi savurmuştu. Semud kavmine, ‘Bir süre hayattan zevk alın bakalım’ denilmişti. Allah’ın emrinden uzaklaşıp azıtınca, o müthiş yıldırım onları çarpmış, oldukları yere çöküp kalmışlardı. Ne kalkabildiler, ne de yardım gördüler.

Dokuz yüz elli sene ömrü devam eden Hz.Nuh (as), asırlarca kavmine ve aile efradına hakkı tebliğ etmesine rağmen, kavminin büyük çoğunluğu, hatta hanımı ve evladı da dahil Allah’a baş kaldırmış, isyan etmişlerdi. Kendi gurur ve kibirlerine takılan bu kavmi de Allah (cc) helak etmişti. Onları suda boğulmaktan kimse kurtaramamıştı.

Tarih boyu başkaldırmış bütün kavimler hakkında Allah (cc)’ın takdir ettiği ceza mutlaka bir gün vuku bulacak ve onu önleyecek hiçbir kuvvet de olmayacaktır. Siz sadece ne yaptı iseniz onun karşılığını bulacaksınız.

Allah (cc)’ın insana bahşettiği hayat, sıhhat, mal-mülk, maddi-manevi kabiliyetler, uzuvlar, kullarına verdiği borç durumundadır. Borçlunun teminatı ise, kişinin nefsidir. Kim bunları meşru yolda kullanırsa, rehin olan nefsini kurtaracaktır. Aksi halde mahpus olacak, cezasını çekecektir.

Cenab-ı Hak, Efendimiz’e (sav), “Ey Resulüm, sen irşad ve nasihatına devam et! Sen Rabbinin ihsanı sayesinde onların iddia ettikleri gibi kahinde değil, deli de değilsin.” (Nur Suresi, 29)  “Ne o, yoksa onlar senin hakkında; -Ne olacak? şairin biri! Feleğin onun başına neler getireceğini göreceğiz. mi diyorlar?” (Tur Suresi,30)  “De ki: Bekleyin bakalım! Ben de sizin feci akıbetinizi bekliyorum.” (Tur Suresi, 31) “Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret! Çünkü sen bizim himayemiz altındasın.” (Tur S.,48) şeklinde hitap ederek, adeta O’nu teselli etmiştir.

Hz. Adem (as) den günümüze ve kıyamete kadar, insanların büyük çoğunluğu kendi hevalarına uyarak, Allah (cc)’dan gelen kuralları ve ölçüleri tanımamışlardır. Nefis ve arzularını gerçekleştirme adına hiçbir sınır tanımadan karada ve denizde, fitne ve fesat çıkararak sosyal düzeni bozmuşlar, kendileri de tahrip ettikleri o düzen içinde boğulup gitmişlerdir.

11.11.2016 19:03