TAKİP ET
Mahmut Çebi

Mahmut Çebi

Avrupa’da bayramın niçin kokusu yok!

Emek verilmeyen hiçbir kültürel değerin yeni nesiller nezdinde kıymeti olmadığı gibi, onlar tarafından yaşatılma ihtimali de yoktur. Bayramlarımız da böyledir işte. Değer verdiğimiz kadar yaşayacaktır. Gurbet ellerde değer verdiğimiz kadar da yaşama şansı buluyor.

Bayramını yaşat ki, kültürün yaşasın.

Avrupa’dayız. En kalabalık olduğumuz Almanya’dayız. Her birimizin ağzından “Buralarda kültürümüzü yaşatmak zorundayız. Yoksa asimile olur kaybolur gideriz.” sözleri dökülüyor.

Kültürümüzü ne kadar ciddiye alıyoruz. “Yaşatacağımız kültür nedir ve bunu nasıl yapmamız gerekiyor?” diye soran çocuklarımıza vereceğimiz ikna edici ve benimsetici cevabımız, cevaplarımız var mı?

Cevap yoksa, olay bitmiştir, dağılabiliriz…

Ciddiye alıyorsak kafamızda en azında bu soruların cevaplarını net bir şekilde olması gerekmiyor mu? Eğer bu cevaplar yoksa kültürümüzü zaten ciddiye almıyoruz demektir. Ki böyle bir durumu çocukların anlamaması ise imkansız olacağı için, onların da söylenenleri ciddiye almasını beklemek beyhude olacaktır.

Eğer cevaplarımız varsa bunları uygun zaman ve mekanlarda çocuklarımıza aktarmamız ve tabii ki bizzat yaparak yaşatmaya çalışmamız gerekiyor. Çünkü emek verilmeyen hiçbir kültürel değerin yeni nesiller nezdinde kıymeti olmadığı gibi, onlar tarafından yaşatılma ihtimali de yoktur.

Bayramlarımız da böyledir işte. Değer verdiğimiz kadar yaşayacaktır. Gurbet ellerde değer verdiğimiz kadar da yaşama şansı buluyor.

Nedir bayram?

Bayram öncesi bayram telaşıdır. Taze tatlılar, börekler, çöreklerdir. Çocuklara alınan bayramlık elbiseler, hediyelerdir. Birlikte gidilen bayram namazıdır. Bayramlaşmadır. Dost, akraba, çocuklarınızın sevdiği arkadaşlarına yapılan ziyaretler ve buralardaki hoş sohbetlerdir. Mümkünse sılayı rahim, kabir ziyaretleri ve eskileri anmadır. Çocuklar içinse tabii ki el öpmeler ve sonrasında gelen bayram harçlıklarıdır, ki çocuklar için bayramı en unutulmaz yapan kısımın ise harçlık kısmı olduğunu söylemeye gerek yoktur.

“Nerede o eski bayramlar?” diye iç geçirmeyeniniz yoktur. Bunun en büyük sebebi ise eski bayramların sizi çocukluğunuza denk gelmiş olmasıdır. O koşuşturma, bayramlık elbise heyecanı ve ilahi bir ticarete dönüşen “al öpücüğümü ver harçlığımı” alışverişinin cebe yansıyan bereketini, çocuğun unutması mümkün mü?

Bir genç çocukluğunda yaşadığı bayramları şu sözlerle dile getiriyor:

“Küçüklüğümde bayram sabahları bir değişik olurdu. Bayram namazından eve gelince yada bayram namazına diye evden çıkınca, sanki o gün havanın kokusu bile bir başka olurdu. Genelde güneşli bir hava, rüzgarsız bir ortam olurdu. Diğer sıradan günlere hiç benzemeyen bir güzellik, sakinlik, mutluluk kokardı hava. Aramızda eski bayram sabahlarının farklı kokusunu hatırlayan var mı acaba?”

Bayramlar değişmedi. Avrupa’da da rüzgarsız ve güneşli günlere denk geliyor hemen hemen her zaman. Güzelliği de her daim üstündedir. Ama kokusunun eksikliği ne yazık ki bizden kaynaklanıyor. Siz ona o kokuyu sürmezseniz bayram niye koksun ve nasıl koksun ki?

Avrupalıların görünen bayramları var. Noel hediyeli, havai fişekli acayip ışıklandırmalı. Onlarla da rekabet etme durumundayız. Bir büyüğümüz “bayramda israf düzeyinde cömert olabilirsiniz.” diyor. Hayır için yıl içinde bir çok yere 100-200 euro veriyoruz. Bayrama da aynı kıyağı geçebilir veya hayrı yapabiliriz. Artık adını siz koyun.

Bazı camilerde “Bayram namazına gelirken ceplerinizde bol para (mesela 5’lik) bulundurun” uyarısı yapılıyormuş. Ne güzel bir uyarı. Mesela sadece bu uyarıyı gerçekleştirsek gurbet ilde can çekişen Bayram’a can verir, hem kültürümüzün yaşamasını sağlar hem de çocuklarımızın hristiyan arkadaşlarından bir nevi rövanş almasına vesile oluruz.

Bayramlara kokusunu sürüp sürmediğinizi çocuğunuzun size yönelttiği şu sorudan anlayabilirsiniz?

“Baba bayrama kaç gün kaldı, ne zaman bayrama gideceğiz?”

Soru yoksa, bayram da yoktur.

04.07.2016 18:29