TAKİP ET

Müslüman, kendisi gibi düşünmeyeni neden cezalandıramaz?

Soru: Müslüman, kendisi gibi düşünmeyen kimseyi suçlu kabul edip bu suçun cezasını da kendisi vermeye kalkışabilir mi? İslam, bir şahsın tek başına suç tespit edip cezasını da kendisi vermesine izin verir mi? Yoksa bir suçu tespit edip cezalandırmak İslam’da şahsın değil, adaletin görevi midir? İhtiyaç duyulan bu konuya birazcık açıklık getirebilir misiniz?

Cevap: İslam’da insan hayatı doğuştan koruma altına alınmıştır, ölümüne kadar da bu koruması devam etmektedir. Kimse kimseye suç isnat edip de ceza verme hakkına sahip değildir. İnsanın hayatında doğuştan sahip olduğu bu dokunulmazlık üç madde halinde şöyle ifade edilmektedir.

Madde bir: İslam’da her insan doğuştan masumdur. Dokunulmazlığa sahiptir! Bu masumiyet ve dokunulmazlığı ömür boyu devam eder. Kimse bu masum insanın canına, malına, namusuna kast etme hakkına sahip olamaz!

Şayet doğuştan dokunulmazlığa sahip bu masum insan, hayatının bir devresinde dokunulacak suç işlerse, bu suçun tespiti ve tecziyesi, ona kızan şahsa değil, adalete düşer. Adalet buna karar verip cezasını adalet tayin ve tespit eder.

Bu sebeple, herhangi bir kimse hem savcı, hem hakim hem de infaz görevlisi gibi davranıp da kendisi gibi düşünmeyen kızdığı insana suç isnat edip, o suçun cezasını da kendi tespit edip kendisi ceza vermeye kalkışamaz. Kendinde böyle bir salahiyet bulamaz. Bulmaya kalkarsa ne olur?

O zaman karşısındakine de aynı hak ve salahiyet söz konusu olur. O da aynı anlayış içinde mukabele etme hakkını kendinde görür. Bu durumda toplumda can, mal, namus emniyeti yok olur. Herkes kızdığı kimseye suç isnat edip cezalandırmaya kalkar. Bu durumda fitne (anarşi) devri başlar. Toplumda böyle fitne başlatan için ise Allah Resulü, açık ikazını yapmıştır:

-Fitne (anarşi) uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin!

Zaten kendi başına hareket eden terörist de işte bu fitneyi uyandırmakta, kendine göre suçlar tespit edip yine kendine göre cezalar vermekte, kendini hem savcı, hem hakim hem de infaz görevlisi olarak görmektedir. İslam, böylesine hesapsız kitapsız, mahkemesiz cezalandırma cüretini kimseye vermez.

Madde iki: Müslüman bu tür cezalandırma cinayetlerine fiilen teşebbüs etmek şöyle dursun, fikren dahi taraftar olamaz, kalben bile meyilde bulunamaz. Bunlar ferdi cinayetlerdir, mühim değildir diyemez.

Çünkü Maide Sûresi’ndeki ayetin ikazı açıktır. Tek insanı öldürmek tüm insanları öldürmek kadar vebali ve günahı muciptir İslam’da. Şöyle ikaz etmektedir insan hayatını koruyan ayet:

-Kim ki haksız yere bir insanı öldürürse, sanki tüm insanları öldürmüş gibi vebale girmiş olur. Kim de suçsuz bir insanın hayatını kurtarırsa tüm insanları kurtarmış gibi mükafata layık görülür!

Bu itibarla, tek insanın hayatı da tüm insanlık gibi korunmaya, saygı duyulmaya layıktır. Hiçbir bahane ile tek insandır denip de sahipsiz insan anarşiye feda edilemez. Şahsi cinayetlerdir denilerek müsamaha ile bakılamaz. Tek insanın hayatı da tüm insanlar gibi dokunulmazlığa sahiptir, korumadadır.

Madde üç: Barış zamanında insan hayatına böyle doğuştan dokunulmazlık getiren ve koruyan İslam, savaş zamanında da insan hayatını koruyucu kurallar koymuş, bunu da fiilen uygulayarak insanlığa baştan örnek olmuştur. Nitekim savaş için Medine’den yola çıkmış askerlerine Allah Resulü’nün ilk halifesi Hazreti Ebu Bekir (ra) şu tarihi tembihte bulunmuştur:

-Ey İslam mücahitleri! Dikkat ediniz, düşman topraklarında her şeyi yapma, her insanı öldürme hakkına sahip olduğunuzu sanmayasınız. Düşmanın yaşlılarına, kadınlarına, çocuklarına, hasta ve mabetlerdeki din adamlarına dokunmayınız. Hayvanlarını telef etmeyiniz, bağ, bahçe gibi yeşilliklerine zarar vermeyiniz. Sizin düşmanınızın cephede sizinle savaşanlar olduğunu unutmayınız!”

İşte İslam’ın insan hayatına doğuştan getirdiği dokunulmazlık hakları ve savaşta bile koruma örnekleri.

-Fa’tebirû yâ ülil ebsâr! Düşünün ey basiret sahipleri!

04.05.2015 21:30