TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Kurbağa kim?

Sevilen bir hikayedir, çok anlatılır, ama yanlıştır:

“Efendim, kurbağayı sıcak suya atsan ne yapar?”

“Zıplar kaçar.”

“Ya, soğuk suya koyup da suyu yavaş yavaş ısıtsan?”

“Kurbağa su sıcaklığı yavaş yavaş arttığı için değişimi idrak edemez. Suda bekler. Bir süre sonra da sıcaktan bunalıp ölür. Kaynayıp gider.“

Kıssadan hisse?

Kurbağa manyak! Değişimi fark edemiyor. Gelen tehlikeyi göremiyor. Faturayı canıyla ödüyor. Halbuki tehlikenin ta ortasında, göbek deliğinin üstünde.

Hikaye bu. Ya gerçek?

Gerçek de şu:

Ezbere konuşmuyorum, merak edip deney yapmış bilim adamları.

Kurbağayı suya koyup suyu yavaş yavaş ısıtmışlar.

Gördükleri enteresan: Suyun ısısı artınca kurbağa bunu hissediyor. Kaçmak için çabaları artıyor. Kaçabiliyorsa kaçıyor. Zıplayıp gidiyor.

Eğer bunu yapamazsa stres emareleri artıyor. 40 derecede kaslarında kramp başlıyor. Su sıcaklığı daha da artarsa, kurbağa sıcaklık donukluğu gösteriyor. Ve ölüyor.

Özetlersek:

Kurbağa suyun ısınmasını fark ediyor. Kurtulmak için harekete geçiyor. Elinden gelirse kurtuluyor.

***

Ama kurbağalara yakıştırılan davranış biçimi tamamen yanlış da değil. Başka bir canlı grubu o davranış biçimini gösteriyor.

Kafadan atmıyorum; bunu da bilim adamları araştırmış ve tespit etmişler. Ben onların yalancısıyım.

Bahsettiğim bu canlı çevresindeki yavaş değişimi fark edemiyor.

Çevreyi kirletiyor, doğanın ölümünü fark edemiyor. Denizlerdeki balık türleri azalıyor, fark edemiyor. İklim değişiyor, fark edemiyor. Ülkesinde demokrasi adım adım gidiyor, bazı grupların temel haklar çiğneniyor – zaten tüm kesimlerin hakları birden iptal edilmez, bu işler böyle belli kesimlerle sınırlı olarak gelir – fark edemiyor. Veya aldırmıyor.

Bilim adamları bu fark edememe fenomenine şifting layns (shifting lines) diyorlar.

(Şimdi diyeceksiniz, “Ne bu Batı hayranlığı, niye İngilizce tabiri kullanıyorsun..” Cevabı basit: Bu deneyi Frenk bilim adamları yapmışlar da ondan. Ha, belki bunu ilk Müslüman bilim adamları keşfetti, biz bilmiyoruz. O da olabilir, Ankara’ya sormak lazım).

Merak ediyorsunuzdur, bu canlının adını da verelim:

İnsan.

Evet, insan. İnsan kurbağaya laf atıyor ama kurbağa değişimi, suyun adım adım ısınmasını fark ediyor. Onu fark edemeyen insan.

Bundan sonra kurbağalara laf yok. Anlaştık mı?

Laf eden kurbağayı öpmek zorunda kalsın.

***

Önceki akşam Birleşen Gönüller filmine gittim.

Beğendim.

Hikayesini anlatmayacağım, ama şu kadarını söyleyeyim:

Duygusal sahneleri var. Bazı sahnelere geldiğinde duygulanmak mümkün. Veya tersinden söyleyeyim; duygulanmamak mümkün değil.

Diyeceksiniz, bunda ne var..

Ne varı şu: Kadınları için sorun yok da biz erkekler her duygumuzu göstermeyi pek sevmeyiz. Hatta cinsimiz içinden bazıları ciddi ciddi “Erkekler kuru odun gibidir, duygusu yoktur, olsa da göstermez” tezini savunuyor. Böyle düşünenler için film imajı koruma noktasında ciddi riskler taşıyor.

Gerçi film esnasında salon karanlık, bazı şeyleri saklamak mümkün. Ama gittiğiniz arkadaş grubu içinde filmi çok beğenip de ikinci kez giden de olabiliyor. Hatta, bakalım arkadaşlar da benim duygulandığım sahne de mi duygulanacak diye filmi izlerken sağını ve solunu da kollayabiliyor.

İşte orada yakayı ele veriyorsunuz. En fazla arkadaki izleyicinin popkornu ön koltuğa çarptı, oradan da 55 derece eğim kazanarak gözüme fırladı yalanını uydurabilirsiniz. Tabii yerse.

20.11.2014 20:30