TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Kimlik krizi ve mutluluk

İnsan geçmişe göre daha mı mutludur? Elbette değil, diyebiliriz hemen. Mutluluğun göreceliği malûm. Kadimden beri mutlu insanlar da vardır, mutsuzlar da. Geçmişte insanlar daha mutluydu veya mutsuzdu deyip genelleştirmek absürt bir yaklaşım.

Galiba yanıltıcı olan, insanın hayalleri, istekleri veya beklentileriyle realite arasındaki kopukluk. Zannediyoruz ki, teknik-teknolojinin bu kadar gelişmesi ve hayatı kolaylaştırması ölçüsünde insanlar pek mutlu (veya değil). Aslında hayatı kolaylaştıran icatlar veya ürünler her dönemde vardı. Ve bunları kullanabilenlerle kullanamayanlar arasındaki refah seviyesi yine farklıydı. Belki de sahip olduğumuz nimetlerle gerçek mutluluğa ulaşamayınca herkesi öyle algılıyoruz.

Mesele bardağın boş veya dolu tarafını görme esprisi içinde de ele alınabilir. Hayatı kolaylaştıran imkanların artması salt mutluluk sebebi midir? Elbette değil.

Toplumlardaki görüntünün ve hemen her konuda yayınlanan istatistiklerin bize sunduğu tablo o kadar da içaçıcı değil. Hayatın kolaylaşmasına rağmen insanı bunalıma iten saiklerin arttığı da ortada.

Bu açıdan bakıldığında günümüzün en temel, bariz problemlerinin kimlik bunalımı etrafında şekillendiğini söyleyebiliriz. Hızla mobilize olan insan, ferdî ve içtimaî dönüşümünü gerektiği şekilde gerçekleştiremiyor. Konunun çeşitli sosyopsikolojik boyutlarını ilgili yayınlara havale edip geçelim.

Artan stres, gerilim ve sıkıntı sonucunda sadece yalnızlıktan kaynaklanan depresif hasta sayısının bütün dünyada 150 milyonu, smartphone bağımlılarının bu yıl 100 milyondan fazla artarak 280 milyonu aştığı (ki bunlar günde 60 kereden fazla telefonlarına giriyor) düşünülürse meselenin boyutları anlaşılır. İlaç endüstrisinin bu kadar gelişmesinin arkasında nelerin olduğunu da kolayca farkedebiliriz.

İnsanlar niçin mutsuz? Bunda kimlik krizinin rolü ne kadardır bilemem. Ama insanın ferdî ve sosyal hayatında kimlik krizinin birçok olumsuz yansımaları olduğu kesin.

Tecrübeyle tescillenmiş değerlerin arka plana itildiği bir zamandayız. Her şeyin ben merkezli ele alınması yaygınlaştı. Narsisizm ve yalnızlık, her insan için bir handikap. İnternet çağında zihinler kirlendikçe kirlendi. Tevekkül etme, güven ve yetinme duygusu son derece zayıf. Açgözlülük veya doyumsuzluk fert hayatında ilk sıralarda. Kaygı ve endişe toplumların ortak vasfı.

Bu karmaşık alemde ilmik ilmik sağlıklı bir kimlik örmek kolay mı? Kimlik krizinin ana sebepleri irdelendiğinde, bu işin ne kadar kolay veya zor olduğu anlaşılır.

Sosyal medyanın dayanılmaz cazibesi, ferdi kendisi olmaktan çıkarabiliyor. İnsanlar baskın global kültürün tesiriyle farkına varmadan öz benliklerinden uzaklaşıyor. İnsanları bir arada tutan sosyal değerler hızla erozyona uğruyor. Ailevî bağlar ve değerler kayboluyor. Haliyle modern zamanların popüler hastalığı yalnızlık ve stres yaygınlaşıyor. Hazlar ve global kültür önceleniyor. Ahlakî ve manevî değerlerden uzaklaşarak tüketime, lüks hayata, mala mülke daha fazla yöneliniyor. Kötü alışkanlıklar gittikçe artıyor. İçselleştirilemeyen şehir kültür hayatı, aidiyet duygusunu köreltiyor. Çeşitli meşreplere, gruplara veya akımlara olan aidiyet ön plana çıkarılarak buradan doğan boşluk doldurulmaya çalışılıyor.

Halbuki her insanda kimliği oluşturan birçok faktör var. Bütün insanların ortak üst kimliği ‘insan’ olmak değil mi? Belki daha sonra da dinî, millî ve kültürel aidiyeti gelebilir. Fakat birçok alt kimlikten sadece biri belirleyici konuma yerleşince ve cehalet de işin içine girince, başlıyor hemen ‘aşiret zihniyeti’ hortlamaya ve ‘kendisi gibi olmayan’ı ötekileştirme.

Kimlik krizini çözmeden kardeşçesine birlikte yaşamak ve mutlu bir gelecek mümkün mü? Öyleyse bizi bekleyen ilk işimiz ortada.

05.02.2016 18:57