TAKİP ET

Kimin Müslüman olduğunu ben belirlerim!

Başlığın ilham kaynağı Karl Lueger; 1897 yılında Viyana Belediye Başkanı olmuş bir siyasetçi. Başkanlığını yaptığı Hıristiyan Sosyal Partisi, o dönem sosyal sorunların sebebi olarak Yahudi sanayici ve bankerleri hedef alan Yahudi karşıtı popülist politikalar ile geniş bir taban bulur toplumda. Yahudilere karşı tavır alınması istenmektedir ancak şehirdeki asimile olmuş Yahudilerin hangi taraftan olduğunu belirlemede tartışmalar çıkınca Lueger tarihe geçen o meşhur sözünü söyler ve ‘Kimin Yahudi olduğunu ben belirlerim’ diyerek tartışmaları sonlandırır.

Lueger’in bu sözünün çok benzeştiği bir durumu paylaşacağım sizlerle. Geçtiğimiz günlerde devletin resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı ‘Avrupa’da Müslüman siyasetçilere tahammül yok’ başlığıyla bir haber servis etti. Haberde Almanya’da ve İsveç’te Müslüman toplumuyla iyi ilişkiler kurmanın siyasetten silinme sebebi olduğu ifade ediliyordu. Haberin grafiğinde Avusturya için ‘Müslümanlar partiler tarafından ya hiç aday gösterilmiyor ya da seçilemeyecek yerlerden ‘partiye oy toplasın diye aday gösteriliyor’ sözlerini okuyunca oldukça şaşırdım. Haberi yazan muhabire göre Meclis’te temsil edilen Müslüman vekiller, Müslüman olarak kabul edilmiyordu.

Haberin linkini tıklayınca niyeti anlamak mümkün oldu. Haberde aynen şu ifadeler yer alıyordu: ‘‘Avusturya’da ise Türk ve Müslümanların haklarını savunacak isimler, partiler tarafından ya hiç aday gösterilmiyor ya da seçilemeyecek sıralardan “partiye oy toplasın” diye aday gösteriliyor. İslam’ı ilk tanıyan Avrupa ülkesi olmakla övünen Avusturya’da bugüne kadar başörtülü bir milletvekili bulunmuyor. Öte yandan Avusturya’daki Türkiye ve Müslüman karşıtları, terör örgütü PKK ve Ermeni iddiaları yanlısı isimler, özellikle Yeşiller Partisi tarafından ön sıralarda aday gösteriliyor. Bu çerçevede Avusturya Meclisi’nde 3 Türk kökenli milletvekili bulunuyor.’’

Öncelikle haberdeki bilgi hatalarını düzeltelim.  Avusturya Meclisi’nde Müslüman milletvekili var, hem de dört kişiler. Bunlardan birisi Hıristiyan Demokrat Halk Partisi’nin Fas asıllı milletvekili Asdin Al Habbassi. Diğer üç sol parti milletvekilinin ikisi Yeşiller Partisi’nden Alev Korun ve Berivan Aslan, biri ise Sosyal Demokratlar’dan Nurten Yılmaz (onu Yeşiller’den ilan etmiş ajans). Federal seviyedeki vekillerin yanı sıra Irak asıllı Omar Al Rawi gibi Milli Görüş’e de oldukça yakın bir isim uzun süredir Viyana Eyalet Parlamentosu’nda Sosyal Demokrat Parti’yi temsilen yer alıyor.

Peki, neden böyle bir habere imza attı devletin ajansı? Öncelikle haberi yapanların ‘Türklerin ve Müslümanları haklarını savunmaktan’ ne anladığını anlamak mümkün değil. Unutulmamalı ki Meclis’te temsilci iseniz tek başına Türk ve Müslümanların haklarını savunma gibi bir misyonunuz olamaz. Avusturyalıların ya da Almanların da oylarını alarak Meclis’e geldiğinize göre görev aldığınız alanlarda elinizden geleni yaparsınız. Ayrıca ‘Müslüman ve Türk karşıtı olarak’ lanse edilen isimlerin Türk toplumunun programlarına davet edildiğini, icabet ettiklerini ve sorunları olduğunda yardımcı olduklarını biliyoruz. Seçmenlerin sorunları ile ilgilenmedeki performanslarını ayrıca tartışabilirsiniz. Ancak bir partide siyaset yapmak istiyorsanız partinin çizgisi ile uyumlu bir politika gütmeniz gerektiğini en iyi Türkiye’deki siyasetçiler bilir. Aksi takdirde bir liste kurar ve politikanızı ‘Türk ve Müslüman kökenlilerin haklarını savunmak’ olarak ilan eder ve oy istersiniz.

Avrupa’daki bir kısım medyanın İslam ve Müslümanlar konusundaki ön yargılı haberciliğini en sert bir şekilde eleştirmek hakkımızdır. Türkiye kökenli vekillerin geldikleri ülkenin meselelerine bakış açılarını eleştirmek yine en doğal hakkımızdır. Bu konuda siyasi partilerin tavırlarına yine seçmenler tercihleriyle tepki verirler.

Ancak Türkiye’deki iktidarın siyasi çizgisinde hareket etmiyor diye milletvekillerini ‘Türk ve Müslüman karşıtı’ ilan edemezsiniz. Hele ‘Müslüman değiller’ deme gibi bir garabete asla imza atamazsınız. Yoksa yeni Karl Lueger’ler aramızda dolaşır ve ‘Kimin Müslüman olduğunu ben belirlerim’ diyerek toplumsal birlik ve bütünlüğümüze en büyük zararı verirler.

28.04.2016 15:42