TAKİP ET

Alime Sekmen

Kime Bayram?

Almanya’da ondörtbin’in üstünde refakatsız mülteci çocuk geçmiş kayıtlara. İlk gün olmasa ikinci gün. Bayram’da olmasa Bayram’dan sonra.İlk gün olmasa ikinci gün. Bayram’da olmasa Bayram’dan sonra. Ama bulun. Ama bulalım. Ama tez davranalım. Yetimlerle bayramlaşın. Bayramlaşalım. İlk kez bu vesile ile de kendinizle bayramlaşın. Bayramlaşın. Sevindirdiğinizi değil, sevindiğinizi göreceksiniz.

Bu bayram biraz farklı olsun, diğerlerinden. Geçmiştekilerden. Acının gölgesi ardımıza düşsün.

Acıya sebebiyet veren kötülüğün gölgesinde kalmasın ama iyilik.

Farkında olun.

‘Dipsiz bir kuyuda olduğunu bilmeyen insan, ona uzanan eli geri çevirir. Ne kuyunun fakındadır. Ne karanlığın ve ne de ona uzanan yardım elinin’ diye okudum bir kitapta. Ya biz? Biz farkında mıyız? Tanımsız bir sızı var, sinelerimizde.

İsmi yok sızımızın, mızmız.

Farkında olmak, olmaların içinde en güzeli.

İçtiğin suyun. Susadığının, acıktığının ve doyduğunun, yani doyurulduğunun, farkında olman için değil mi idrak ettiğin; ya da edemediğin Ramazan?

Bayram gelsin diye giden, hiç olmamış gibi olan Ramazan!

Herşey, herşeyin geçiciliği yasasına tabi. Meyve bile dalında kalmıyor ki…

Yediğin ekmeğin. Soluduğun havanın. Özgürlük kokan gökyüzünün. Kuşların. Onların telaşlarının. Bir dala konmalarının. Dalları benimsemeyişlerinin.

Hemen başka bir dala doğru kanat çırpıp gittiklerinin. Seherde, güneşi en güzel senfonik seslerle karşılayışlarının.

Kuşları farkederek başlamalı işe. Bir kuşun tedirginliği ve ikrarı ve kararındaki bakiliği ile.

Bir makama alışmak, bir yere bağlanmak gevşekliği ve zayıflığı beraberinde getirir. Makamın senden, sen makamından hoşnut, sorgulamadan kalırsın olduğun yerde. Alışkanlığın girdabında, kendinle.

Oysa hücrelerimiz dahi an be an değişmekte, yenilenmekte.

Öyle ise: Değişmeliyim. Değişmelisin sen de.

Alışmak.

Acıya alışmak. Kötü haberi almak ve anında paylaşmak o habere dair bir görseli. Bir resim. Hikayesinden kopmuş resimler gırla, sosyal ağ sitelerinde.

Öyle ki sitem ettim geçenlerde: „Hikayesi yok mu şu resimlerin? Öylece malzeme oluyor, kifayetsiz beğendimlere! Adeta sunuluyor, nasıl iyi mi, diye?“

Görüyoruz, daha ne gördüğümüzü anlamadan paylaşıyoruz. Dolayısıyla gördüğümüzü sanıp, giderek körleşiyoruz!

Alışmanın yerini farkında olmak alsın.

Bu Bayram Farkında Olmanın Bayramı Olsun!

Acı sosyal ağlarda paylaşılan resim olmaktan çıksın. Bir numaraya bir paylaşıma denk düşmesin. Beğendimler paha biçmesin onun değerine.

Yüreğimizin sırrını bize açsın. Anlatsın. Bizi bize hatırlatsın: Unuttuğumuz nedir bizim? Neyi yitirmişiz, biz?

Koşar adım giderken oradan oraya ülfet içinde.

Evi olmayanlar için de dönün evlerinize, Bayram Namazı’nın akabinde.

Bir kapıyı çalarken, Yaradan’ından gayrı kapısı olmayanlar için de çalın.

Evini ardında bırakmış, geçici evlerde, yurtsuz yuvasız kalan çocuklar için de, elbette!

Ardımızda neyi bıraktık önümüze neyi kattık?

Anne- Baba’larınızın ellerini, anne babası olmayan yetimler için de öpün.

Evlatlarınızı, yavrusunu uzak çok uzak memleketlere sürgüne yollayanlar için de sevin okşayın sevindirin kendinizce.

Yüreğinizin bir köşesinde olsun işte çaresizlikten kalakalmış bir yere gidemeyenler.

Bırakın yolunuza yoldaş olsun, kimsesiz yola revan olan yetimler.

Gittiğiniz her yere farkında olarak gidin!

Farkındayım deyin:

Yaşadığım coğrafyaya henüz savaşlar hakim değil.

Ve ben henüz insanlığımdan olmuş değilim.

Tutsak değilim. Esir değilim. Çocuğuma akşam ne yedireceğim diye elemler içinde değilim.

Ben çok şanslı bir ferdiyim, bu evrenin.

O halde bu halin şükrünü eda etmeliyim.

Kuru bir „Çok Şükür“ değil, kalbine işlemiş bir farkındalıkla!

Farkında mısın? diye soralım kendimize.

Her birimiz başka bir tefekkür saatinde. Tefekküre vesile olsun gördüklerimiz öylece.

Cansız resimler canlansın. İsimlendirelim.

Alıştığımız kapıları değil, çalacak kapısı olmayanların kapısını çalalım.

‘Bu Bayram bir yetimin elini öpmeye gidiyorum.

Seni yarına, Bayramın ikinci gününe erteliyorum.’ deyip çıkın evlerinizden.

Bayramlıklarınızı, Peygamberin emanetini görmeye giderken, iyice ütüleyin.

İyice düzenlenin temizlenin. Düzenlenelim. Temizlenelim.

Kıyafetlerinizden çok ama içinizi. İçimizi…

Yetimler. Kimsesizler. Başlatmadıkları savaşların mağdurları. Sürgünler. Ortadoğu’nun sürgünleri. Masumları. Mağdurları ve mazlumları.

Nasıldı? Hani onları görüp gözetmeyenler, Peygamberi de göremezler idi.

Nasıldı? Bayram kime Bayramdı?

Bayram gelsin diye gidiyorsa Ramazan, Bayramı götürmeliyiz! Ramazan bu yüzden gidiyor, belli ki!

Almanya’da ondörtbin’in üstünde refakatsız mülteci çocuk geçmiş kayıtlara.

Yollarda kaybolanlar dahil değil bu rakama. Kaybolanlar nerede, nasıllar? Kimlerin eline düştüler?

Kaybolmayanları, kaybetmeden bulmak gerek, değil mi? Ya kaybolsalardı. Ya bindikleri botlar batsa, balıklara yem olsalardı!

Kaybolmayanları gidin bulun. Gidip bulalım.

İlk gün olmasa ikinci gün. Bayram’da olmasa Bayram’dan sonra. Ama bulun. Ama bulalım. Ama tez davranalım.

‘Bu Gani. Bu Hasip. Bu Hasib’in ağabeyi. Bu Hasan. Bu Ali.’

Hepsinin elleri öpülesi.

Yetimlerle bayramlaşın. Bayramlaşalım.

İlk kez bu vesile ile de kendinizle bayramlaşın. Bayramlaşın.

Sevindirdiğinizi değil, sevindiğinizi göreceksiniz.

Özünüzle barışın. Barışalım.

Farkında olun. Olalım. Alışkanlık girdabından kurtulun. Kurtulalım.

Yitiğinizi, yani o çocuksu coşkuyu bulun!

Bulalım.

Yetimler mihmanımız olsun! Melhem olsun yaralarına bu Bayram!

Memnun ayrılsın Ramazan da mihmandarından!

04.07.2016 10:30