TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Kazanan Türkiye olacak

Her ne kadar Almayalı Türkler için Berlin’de alınan kararlar Ankara’da alınan kararlardan daha önemli olsa da herkesin gündeminde Ankara var. Daha doğrusu geçen yılın aralık ayında dershane tartışmaları ile başlayan ve 17 Aralık tarihinde mahkemeye intikal eden yolsuzluk davası Almanya’da da herkesin birinci gündem maddesi.

Normalinde buna benzer siyasi ve hukuki olaylar sınırlı sayıda insanın gündeminde yer alır. Ayrıca siyasi olaylar – cepheleşmeye sebep olacaksa – bu farklı siyasi partiler arasında olur. Böylece seçmen bir taraftan siyasi partilerin savundukları karşıt görüşlerin ikna gücüne, diğer taraftan ise basındaki yorum ve değerlendirmelere kulak vererek kendi kanaatini oluşturur. Partilere de sandıkta cevabını verir.

Hukuki davalara gelince: Aralarındaki tüm farklılıklara rağmen demokratik düzenlerin dayandıkları ana ilkelerden biri güçler ayırımı ilkesidir. Ortada bir suç ve suçlu varsa bunun cevabını bulacağı yer sandık değil, mahkemelerdir.

Ancak bu sefer durum farklı. Fay hattı farklı siyasi gruplar arasında değil; temelde aynı dünya görüşüne sahip, aynı aileye mensup, sandığa gittiğinde de aynı siyasi tercihte bulunma ihtimali yüksekolan insanlar arasından geçiyor. Hatta AK Parti’ye gönlündeki siyasi tercih listesinde tek ve rakipsiz adres olarak yer veren ve aynı zamanda Hizmet hareketini canla başla destekleyen insanlar için bir gönülde iki sevdanın yer alması gibi bir durum var. Bu durum birçok insanda farklı içgerilimlere sebep oluyor ve içinden çıkılmaz zor soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Siyaseti yakından takip etmeyen iyi niyetli herkesin cevabını merak ettiği sorular şunlar: Her şey çok iyi giderken neden bu olaylar patlak verdi? Neden ikna edici bir tek sebep yokken dershaneler kapatılmak isteniyor ve neden Başbakan Tayyip Erdoğan yolsuzluklara bulaşanların hukuk önünde hesap vermelerini engelliyor? Ve bu iki olay neden AKP ve Hizmet hareketini karşı karşıya getirdi?

İrademize biz hâkim olsak da kadere biz hükmetmiyoruz. Zahiren olumsuz gibi görünen olayların hakikatinin güzel olduğunu bize Kur’an söylüyor. Bu güzelliğin ortaya çıkması için sabırla beklemek gerekebilir.

Allah’a, ahirete ve kadere iman eden müminler olarak olayları değerlendirmedeki en önemli terazimiz inanç ilkelerimizdir.

Buna ek olarak İslam dini ile evrensel demokratik ilkeler arasında tezat görmediğimizden siyasi olayları ‘inanç ve milli çıkarlara’ indirgeyen açıklamaların yanıltıcı olduğunu unutmamak gerekir. İster batı olsun isterse doğu; tarihte ‘din ve milli davanın’ arkasına sığınıp iktidarını pekiştiren ve denetimden kaçan otokrat siyasi aktörlerle doludur.

Gündelik siyasi polemikleri dışarıda tutacak olursak bu krizin ve krizle beraber kamuoyunun önünde yürütülen tartışmaların en az iki faydası olacaktır. Bunlardan biri AK Parti’ye ikincisi Hizmet hareketine bakıyor:

1) Peygamber Efendimiz’e yakınlığından dolayı rant elde eden ve devletin hazinelerinden haksız faydalanan bir tek kişi olmamıştır. Aksine Mekke’nin önde gelen zenginlerinden olan birçok sahabe varını yoğunu Peygamber davasına Allah rızası için harcamışlardır. Bunların en bilinen örneklerini Hz. Ebu Bekir Efendimiz ve Hz. Hatice Validemiz oluşturmaktadır. Eğer bugün aynı çizgide olduklarını iddia eden siyasi kadrolar farklı davrandı ve iktidar nimetlerinden haksız bir şekilde faydalandılar ve yakınlarını faydalandırdılar ise bu ortaya çıkacaktır. Böyle bir suç işlemedi de büyük bir iftiraya maruz kaldılarsa bu da ortaya çıkacaktır.

2) Eğer iddia edildiği gibi Hizmet hareketi kanunlara aykırı bir paralel devlet kurarak dış güçlerle işbirliği içinde Türkiye aleyhinde çalışıyorsa bu da ortaya çıkacaktır.

İki durumda da kazanan Türkiye olacaktır.

Olayları iki fotoğraf karesinde toplamak mümkün:

1) Güç merkezli yaklaşım: Bu karede yer alanlar yaşananları siyasi bir güç mücadelesi olarak okuyor ve bu mücadeleyi kazanmak için yalan, propaganda ve iftira gibi gayri ahlaki araçlara müracaat ediyorlar. Bunlar devlet ve medya gücünü acımasızca kullanarak düşman ilan ettikleri Hizmet hareketini yok etmek istiyorlar.

2) Hak merkezli yaklaşım: İkinci karede demokratik hakkını kullanarak dershane kapatılmasına karşı çıkan, eğer varsa – her türlü paralel yapının hukuk karşısında hesap vermesini talep eden, yine – eğer yapıldıysa – yolsuzlukların hesabının hukuk karşısında verilmesini savunanlar yer almaktadır.

Karenin birinde güç ve iktidar için hak ve hukuku feda edenler, diğerinde ise hak ve hukuk için mücadele edenler yer alıyor. Gelecek nesiller iki kareyi de yan yana koyup ibretle bakacaklar. Ne mutlu hak ve hukuk için çırpınanların yer aldığı karede bulunanlara…

06.01.2014 20:25