TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Karlsruhe’de hâkimler var

Yazıya yaklaşık 200 yıl önce yaşandığı rivayet edilen bir efsane ile başlamak istiyorum. Prusya’da bir çiftçi hizmetinde olduğu derebeyinin haksızlığına uğrar. Yaşadığı köyün bağlı olduğu yerel mahkeme kendisini haksız çıkarınca Berlin’e yaya yola koyulur.

Niyeti, durumu dönemin Prusya kralına arz etmek ve adalet talep etmek! Berlin yakınlarına gelince korumaları ile yürüyüşe çıkan kralla karşılaşır. Korumalar engel olmak istese de kral maruzatını arz etmek için huzuruna kabul eder. Çiftçi yaşadıklarını ve uğradığı haksızlığı anlatır. Kral: “Bunun için mi yollara düştün?” der. “Ben neden yerel mahkemeden farklı karar vereyim ki?” cevabını verince çiftçi şu karşılığı verir: “Sen bana hakkımı vermezsen Berlin’de hâkimler var ya.”

Bu olaydan sonra ‘Berlin’de hâkimler var ya’ ifadesi bir deyim haline gelmiş. Bu deyim sadece Almanya’da değil tüm dünyada insanların adalet özlemi için kullandıkları bir deyimdir.

Adalet ve hukuk düzeni olmadan ne siyaset ne ticaret ve ne de devlet-vatandaş ilişkisi sağlıklı düzenlenebilir. Yaşadığınız ülkenin polisine ve mahkemesine – ister yerleşik olun isterse geçici ikamet
eden biri – güvenmek zorundasınız.

NSU cinayet serisine ilk kurban giden Ispartalı Enver Şimşek’in eşi Adile Şimşek ve akrabaları polis tarafından yıllarca suçlu muamelesi görür. Polis cinayetin arkasında Türk mafyası olabileceği dışında aile içi bir infaz tezini de takip eder. Bunun için aile hem emniyete çağrılarak ifadesi alınır, hem de yılda birkaç kez evinde ziyaret edilir.

Bu ziyaretler çok ilginç. Polis ifade alırken çok sert davranıyor, bağırıp çağırıyor, zaman zaman yalan bile söylüyor. Ancak Enver Şimşek’in eşi Adile Şimşek polislere bazen çay ve pasta, bazen ise yemek ikram etmek için ziyaretten saatler önce mutfakta hazırlığa başlıyor.

Enver Şimşek öldürüldüğünde 14 yaşında olan kızı Semiha Şimşek ‘Schmerzliche Heimat – Acı Vatan’ isimli kitabında bu olayı anlattıktan sonra şu yorumu yapıyor: “Bizde böyle. Gelen misafirlere karşı bundan başka türlü davranmak saygısızlık olur.”

Semiha’dan bir yaş küçük olan Kerem Şimşek: “Burası bizim vatanımız. Ben bir yere gidecek değilim. Bunu herkes unutsun. Benim burada derin köklerim var.” açıklamasın yapıyor.

Cinayeti işleyenler ve onları koruyan ve destekleyenler eğer, ‘Almanyalı Türkleri korkuturuz ve onlar da kitleler halinde Almanya’yı terk eder’ gibi bir hesabın içinde isler Semiha ve Kerem Şimşek’in anlattıklarına kulak versinler. Bu ifadelerde korku ve telaş var mı? Almanlara karşı bir düşmanlık var mı? Irkçılığa ırkçılıkla cevap var mı?

Sadece acılarını bağırlarına basıp barış ve huzur mesajı veren bu iki değerli insan değil; aşırı sağ teröre kurban gidenler arasında Almanları toptan yargılayan ve nefrete nefretle karşılık veren bir tek insan tanımıyorum. Türk gençleri arasında bu olaylardan dolayı şiddete kayan, teröre karşı terörle cevap veren bir tek kişi yok. Caddelere dökülüp ‘kana kan, cana can’ diyen yok. Olmamalı da. Tüm vicdan sahibi inşaların ortak talebi adaletin tecellisidir.

Bu yazıyı Anayasa Mahkemesinin bulunduğu Karlsruhe’den yazıyorum. Anayasa Mahkemesi Sabah gazetesinin itirazını yerinde bularak duruşmaya Türk basın temsilcilerinin de katılmasını karara bağladı. Davanın bütünü açısından fazla önemi olmayan bu kararın sembolik önemi büyük. Yüksek hâkimler şu mesajı verdi Almanyalı Türklere: “Merak etmeyin. Adalet terazisinin dengesi bozulursa bu dengeyi kuracak hâkimler var Karlsruhe’de”

Bu hafta çarşamba günü ilk duruşma olacak. Duruşma gününde her türlü insan orada olabilir. Provokasyonlara ve provokatörlere dikkat etmek gerekiyor. Orada bulunan herkes bir taraftan elbette ki demokratik tüm haklarını kullanarak tepkisini ortaya koyacak ve taleplerini dile getirecektir. Ancak bunu yaparken en azından Enver Şimşek’in geride kalan iki çocuğu ve eşi kadar olgun davranmak gerekir. Bunu NSU teröristleri tarafından katledilen tüm şehitlerimize borçluyuz.

Şiddete şiddetle, nefrete nefretle, düşmanlığa düşmanlıkla, kine kinle karşılık vermeyeceğiz. En büyük arzumuz ırkçılık illeti ile hasta olanların bu hastalıktan en yakın zamanda kurtulmaları, suçluların Alman adaleti huzurunda hesap vererek hak ettikleri cezaya çaptırmaları ve – varsa – derin bağlantıların ortaya çıkarılmasıdır.

14.04.2013 18:12