TAKİP ET

Özkan Tokuç

Kardeşlik ve isar ruhu

Üstad’a batı medeniyeti ile İslam medeniyeti arasındaki fark soruluyor. Onun tespitiyle en mühim fark şudur ki; onların hayatta düsturu, cidaldir (mücadele, kavga), bizim düsturumuz ise teavündür (yardımlaşma, vifak, ittifak).

Müminler, Kur’an-ı Kerîm’in şakirdi, yani talebesi olma şerefiyle şereflenmiş ve bununla birlikte onun elmas düsturlarını hayatın her alanına rehber kılmış kimselerdir.

Bu iman ile mümin olmuşuz, o zaman en birinci vazifemiz Kur‘an’dan talep etme olmalıdır. Ahlakımızı, edebimizi, beşerî ilişkilerimizi ve medeniyetimizi şekillendirirken temel prensipleri Kur’an’dan talep etmeli onu en hakîkî rehber edinmeliyiz.

Hele dünya genelinde sosyal ve toplumsal kutuplaşmalar artarken, Kur’an’ın mesajları ıslahcılar için hayatîdir.  Öyleyse Kur’an ahlakı ile ahlaklanmalı ve medeniyetimizi buna göre inşa etmeliyiz.

Burada Üstad Bediüzzaman’ın (r.a.) enfes tespitini zikretmeden geçemeyeceğim:

Üstad’a batı medeniyeti ile islam medeniyeti arasındaki fark soruluyor. İlk sırada ne batının ahlakî erozyona uğramasını zikrediyor ne de kulakların âşina olduğu diğer farklılıkları. Onun tespitiyle en mühim fark şudur ki; onların hayatta düsturu, cidaldir (mücadele, kavga), bizim düsturumuz ise teavündür (yardımlaşma, vifak, ittifak). Bu tespit Avrupalı düşünürler tarafından da zikredilmiştir. Thomas Hobbes daha 17. yüzyılda bunu „homo homini lupus“ (insan insanın kurdudur) şeklinde ifade etmişti.

İslam medeniyetini her şeyden önce bununla tefrik etmeliyiz diğer bütün medeniyetlerden. Budur bizi biz kılan ve budur bizim kuvvet vesilemiz. İsar ruhu dediğimiz bu ruh, kahramanlıkların en yücesi ve uhuvvetin zirvesidir.

Tarihteki hiçbir fetih bu ruhun ulaştırdığı makama ulaştıramaz insanı. Diğergamlığın, hasbîliğin ve uhuvvetin hakim olduğu hiçbir topluluk yoktur ki Allah’ın (cc) rahmetine ve lütf-u keremine nail olmasın.

Bu kutsî ruhlardan bahsederken Haşir Suresinde şöyle ifade ediyor Allah:

“Onlar, muhtaç olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler” (59/9).

Ayet-i kerime ilk derecede Sahabe efendilerimizi ve onların yolunda gidenleri tarif etmekte. Isar ruhunu temsil ettikleri en camî yerlerden biri belki de Yermük savaşıdır. Sahabe Efendilerimiz arasında harp meydanında  ciddi yara alanlar, kanlar içinde çöl güneşin altında ölümü bekliyordu.

Hz. Huzeyfe (r.a.) ise bu esnada yaralıları dolaşıyor, kızgın kumların arasında yaralı olan amcasının oğlu  Hz. Harisi (r.a.) görüyor ve kendisinin bitap ve takatsız halde „Su! Su! Ne olur, bir tek damla olsun, su!“ dediğini işitiyordu. Hemen bir bardak su vermek üzereyken aynı halde olan Hz. İkrime’nin (r.a.) sesini duymuştu: „Su! Ne olur bir damla su“.

Hz. Haris (r.a.) bu feryadın üzerine sudan vazgeçiyor ve Hz. İkrime‘ye işaret ediyordu. Hz. Huzeyfe, Hz. İkrime’ye suyu uzatınca bu kez Hz. Iyaz’ın (r.a.) sesi duyuluyordu: „Su! Allah rızası için bir damla su“.

Hz. İkrime bunu duyar duymaz elini geri çekiyor ve Hz. Iyaz’a işaret ediyordu. Fakat Hz. Huzeyfe onun yanına vardığında ancak onun kelime-i şehadeti söyleyerek şehit olduğuna şahit olmuştu. Bunun üzerine tekrar dönünce farkediyor ki aynı şekilde Hz. Haris ve Hz. İkrime de su içemeden şehadet şerbetini içmişlerdi bile çoktan.

Sahabe Efendilerimizi büyük kılan çok vasıfları vardı. Savaşlarda geri adım atmadan hakkı tutup kaldırmışlardı, hakkı bayraklaştırma adına canından bile vazgeçerek mücadele etmiş ve yiğitçe çarpışmışlardı.

Evet, el hak bunlar doğrudur. Fakat Onları büyük kılan bunlardan ziyade diğergamlık, hasbîlik ve isar ruhudur.

İsar ruhu ve uhuvvet mümin için bir iman-ı kemal meselesidir. Bunun içindir ki her türlü musibet ve zaafiyet bu yiğitliğin terkedilmesiyle doğru orantılıdır.

Madem bu böyledir, bizim için ölçü bellidir:

Biz başkalarını yaşattığımız ölçüde kendimizi insandan sayar, yaşatmak için yaşıyor olmanın şerefiyle yiğitliğimizi ilan ederiz.

03.07.2016 19:34