TAKİP ET

Alparslan Cansu

Kanlı tiyatro

Evet, bir tiyatro izledik ve günlük soru(n)larımızdan da kurtulduk. İster politikaları yanlış olsun, ister diploması çakma olsun, ister yaptığı köprüden geçen olmasın, mağdur edilen bir başkan vardır halkının nezdinde. Sahi başkan dedim de, artık bu konuda da önünde engel yoktur artık.

15 Temmuz Cuma gecesi ülke tank paletlerine şahit oldu bir kez daha. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’tan sonra 15 Temmuz da bu ülkenin darbe kronolojisine eklendi. Oysa bu darbe girişimini öncekilerinden ayırt eden bariz farklar vardı. 15 Temmuz akşamı Hasan Mutlucan’ın kahramanlık türküleri çalmadı mesela. Belki de modası geçmişti. Devletin idarî kadrosunda tutuklamalar da olmadı. Benzer tarafı ise TRT ekranlarından okunan Yurtta Sulh Konseyi imzalı bildiriydi. Oysa 12 Eylül’ün üzerinden 36 sene geçmiş ve ülkede artık başka kanallar da yayın hayatına devam ediyordu. Ve bu diğer kanallar pek hissetmediler bu darbe girişimini. Sadece TRT ekranları karardı birkaç saatliğine ne hikmetse.

Ülkenin büyük bir kısmının sorgulamadığı ve sorgulama ihtiyacı hissetmediği bir durum yaşandı sözkonusu darbeyle. Oysa şu sorulara net bir cevap alınsaydı, ben de ağzımı açıp gözümü yumacaktım kahrolası ‘Paralel’e (!)’. Ama öyle olmadı. Kimse doyurucu bir cevap veremedi. Tıpkı bundan önceki algı ve kumpaslarda olduğu gibi.

1- Darbe ülke yönetimine yapılır. Yönetimin ise üç sacayağı vardır: Yasama, yürütme, yargı. Buna ülkemizde dördüncü kuvvet medya da ilave edilir. Yasamanın başı Cumhurbaşkanı hiçbir şekilde darbeyi hissetmemiştir. Yasamanın diğer organı Meclis‘in ise genel kurul binasına yapılan saldırının dışında hiçbir üyesine müdahale olmamıştır. Yürütmenin başı olan hükümetin ve üçüncü kuvvet Yargı‘nın mensupları ise oldukları yerde durmaktadır.

Medyaya gelince: TRT’ye el konulmuş, CNNTürk’e göstermelik baskın düzenlenmiştir. Oysa TRT’nin Keloğlan’lı, Rafadan Tayfa’lı çocuk kanalı dahil bütün ekranları karartılırken, darbecilere muhalif yayın yapabilecek özel haber kanallarına, CNNTürk hariç, müdahale edilmemiştir. Senaryoya bakın ki, Cumhurbaşkanı o kanala cep telefonundan görüntülü bağlanıyor ve mağduriyet ifadesi sergiliyor. Üstelik hükümet yanlısı olan bütün kanallar sabaha kadar açıkken, sadece ara sıra hükümeti eleştiren kanala gecenin ilerleyen saatlerinde baskın düzenleniyor. Tiyatro güzelmiş.

2- Darbeyi ‘orduda küçük bir grup’ yapmışmış. Açıklama böyleydi. Oysa onbinlerce mensubu olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kahir çoğunluğunu oluşturan ‘Büyük grup’ müdahaleyi bastıramaz mıydı da, halk sokağa dökülme çağrısı aldı? Sokağa çıkan öfkeli kalabalıkla ne amaçlandı? Sadece Cumhurbaşkanı’nın şahsında demokrasimiz korunmak istenmişmiş. Aylarca kefen edebiyatı yapan şahıs kefenini giyip de Marmaris’ten gelemez miydi? Kendini korumayı düşünemez miydi? Yoksa bu uğurda canını feda edemez miydi? Kefenini giyip 1989 senesinde komünist ihtilale karşı Boris Yeltsin’in yaptığı gibi o tanklardan birinin üzerine çıkamaz mıydı? Yiğitlik bunu gerektirmez mi? Oldukça trajikomik.

3- Önceki darbelerle mücerrebtir ki darbeyle bütün ulaşım engellenir. Bundan önceki darbelerde bu yapıldı. Bütün havalimanları ve alanları kapatılır. Bu nasıl bir darbeydi ki, sadece Atatürk Havalimanı’nda uçuşlara izin verilmezken, Cumhurbaşkanı özel uçağıyla tatil köyünden geri dönebiliyor? Ulaşıma vurulan tek engel, iki boğaz köprüsünün tek yönlü kapatılması. Darbeciler, yönetimin Asya’dan Avrupa’ya geçmesini mi engellemek istediler? Bu da tiyatronun bir başka sahnesi.

4- Milletin kafaya alındığı ve herşeyden acısı, bu millete sonsuz hizmetleri olmuş bir cemaate karalama kampanyası düzenleyerek o cemaatin önündeki zata küfürler yağdırılması amaçlandı ve başarıldı. Kendi konumları güçlensin diye üç senedir seçtikleri günah keçisinin sırtına bunu da yüklediler sonunda.

Millet bu tiyatroyu seyrederken, aylardır gündemden düşmeyen konular da masa altına süpürüldü. Sözümona darbeyle düşürülmek istenen insanların aylardır köşeye sıkışıp çıkış yolu bulamadıkları sorunlar da bu darbe girişimiyle, daha doğrusu izletilen bu tiyatroyla unutturulmuş oldu. Artık birkaç ay veya yıl kimse Cumhurbaşkanı’nın olmayan diplomasını, Kocaeli boğaz köprüsünün 100 TL’ye yaklaşan geçiş ücretini ve bu şekilde boş kalışını, darbenin arkasındaki sözüm ona gücü İsrail uşağı olmakla suçlarken İsrail devletiyle gizliden gizliye yapılan stratejik anlaşmaları, çılgın projelerde günyüzüne çıkan çıkar ilişkilerini, dahası üç senedir kapatılamayan yolsuzlukları, Suriyelilere verilmek istenen vatandaşlığı kimse sormayacaktır. Çünkü her fırsatta mağdur edilen (!) ve devrilmek istenen halkın sevgilisine karşı düzenlenen bir darbe girişimi (!) vardır. Önemli olan onun bekâsıdır. Onun bekâsı, ülkenin bekâsı demektir nihayetinde (!).

Evet, bir tiyatro izledik ve günlük soru(n)larımızdan da kurtulduk. İster politikaları yanlış olsun, ister diploması çakma olsun, ister yaptığı köprüden geçen olmasın, mağdur edilen bir başkan vardır halkının nezdinde. Sahi başkan dedim de, artık bu konuda da önünde engel yoktur artık.

En acısı: Bu tiyatro onbinlerce eğitim gönüllüsünün hakkına girilerek seyrettirildi millete. Kin ve öfke had safhaya çıkarıldı ve toplum birkez daha ayrıştırılıp kutuplaştırıldı. Kardeş kardeşe düşman edildi. Senaryosu profesyonel olsa da, oyunculuğu basit bir tiyatroydu velhasıl. Onbinlerce insanın hukuku çiğnenip, iftiraya uğratılırken bir bilançosu daha vardı bu tiyatronun. Onlarca insan hayatını kaybetmişti. Sadece birilerinin makamı daha da sağlamlaşsın diye. Kısacası kanlı bir tiyatro seyrettik 15 Temmuz gecesi. Hepimize geçmiş olsun.

16.07.2016 15:48