TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Kadın meselesi ve fıtrat

Gündem oluşturma, gündem saptırmada hakikaten usta.

Her sıkıştığında yeni bir konu açıyor, biz de ’cup’ diye atlıyoruz.

Uludere’de katliam oluyor, 35 insan hayatını kaybediyor.. Ama o kürtaj cinayettir diyor. Hadi bakalım tartış kürtajı.

Gezi olayları çıkıyor.. Camide içki içtiler diyor..

Bir buçuk milyarlık Ak Saray tartışılıyor, o Amerika’yı Müslümanlar keşfetti diyor.

Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk olayı denen 17 Aralık-25 Aralık soruşturması ortaya çıkıyor, Türkiye yaklaşık bir yıldır paralel yapıyı konuşuyor.

Şimdi de sıra geldi kadın erkek eşitliğine. Özetle, kadın erkek eşitliği fıtrata ters diyor.

Hadi çıkabiliyorsanız çıkın bakalım işin içinden.

Gündemde konu açıldı, aradan yarım saat geçti baktık bitecek gibi değil, mecburen başka konuya geçmek zorunda kaldık.

Böyle yapmasaydık eminim sizin bu yazıyı okuduğunuz saatlerde de aradan koca bir gün geçtiği için bizim burada kenarda pizza kartonları birikmiş, gözlerimiz uykusuzluktan şişmiş, ancak biz hala bu konuyu tartışıyor olacaktık.

***

Madem konu laf kalabalığına bu kadar müsait, sadece gevezelik etmeyelim diye bazı bilgileri de verelim. Ki, bu konuyu tartışırken biraz daha ayağımız yere bassın.

Kadın erkek eşitliği meselesi.. Batı ile İslam dünyası arasındaki en temel meselelerden biri bu. Batılılar kadın üzerinden Müslümanlarla uğraşmayı severler. Madem öyle, önce oraya bakalım:

1789 Fransız Devrimi.. Dönemi için ileri prensipleri getiriyordu. İnsan Hakları bildirgeleri filan. Ama insan hakları kadınları kapsamıyordu.

Napolyon ileri bir yasa getiriyordu 1804 tarihli code zivil ile. Ancak o da hukuki hakkı olmayan kişileri şöyle sıralıyordu: “Reşit olmayanlar, evli kadınlar, suça bulaşmış olanlar, zihinsel engelliler.“

Alman medeni kanunu (BGB) kadın kocasına her alanda itaat etmelidir diyordu. 1953’e kadar bu böyleydi.

Kadına kocasının izni olmadan da çalışma hakkı 1977 yılında yapılan bir reformla tanınıyordu, ancak orada da kadının öncelikli görevinin ev işi olduğu yazıyordu.

İş yerinde eşitlik yasası 1980 yılında çıktı, devletin ilk eşitlik dairesi 1982 yılında Köln’de açıldı.

Yani..

O kadar eski bir uygulama değil Batı’da kadının eşitliği meselesi.

Ama Batı’da durumun böyle olması İslam dünyasında durumun iyi olduğu anlamına gelmiyor. Oralarda da durumu içler acısı o kadar kadın var ki!..

***

Toparlayalım:

Dikkat ederseniz hep dünya görüşü konuları üzerinden yeni bahisler açıyor. Bu bahisler üzerinden muhafazakar kesimi kendine bağlıyor.

O halde her şey yolunda mı? Hayır, hiç bir şey yolunda değil.

Bir: Eğer fıtrat üzerinden, İslam kaynakları üzerinden konuşacaksan oralarda çalma-çarpma, zulüm, iftira, nefret söylemi de yok.

İki: Kutsal kaynakları kendini aklamak için kullanmak onları suiistimal etmektir.

Üç: Dünya görüşü ile ilgili konular sizin gibi düşünenleri size bağlasa da ülkede sadece sizin veya bizim gibi düşünen insanlar yaşamıyor. Devletin başından benim beklediğim kendi dünya görüşüne göre herkesi boyaması değil, adaletli olması, onun dışında da herkesi kendi inancı ile başbaşa bırakmasıdır.

Dört: Kafalarda kadın erkek eşitliği konusunda belli düşünceler olsa da bugün artık köylerde bile insanlar kız çocuklarını dahi okutmaya, iş güç sahibi yapmaya çalışıyor.

Yanlış mı? Hayır. Vicdan önemlidir ama kadını kocanın vicdanına da bırakamazsınız. Müslümandır, vicdanlıdır diye seçilenler bakın ülkeyi ne hale getirdi! Kadının da bilgisi, özgüveni olacak.

Beş: Bu bahsi burada kapatalım. Türkiye’nin asıl gündemi bu değil. Asıl gündem soruşturulamayan yolsuzluklar, nefret söylemleri.. Kısaca ülkenin çıkan çivisi.

25.11.2014 19:30