TAKİP ET

Said GÜL

Kaç kişinin katilisin?

Kâtil deyince terörist, terörist deyince örgüt akla gelir. Ne yazık ki bugünlerde kâtil ve terörden söz edince ‘FETÖ’ lakabı taktıkları cemaat akla geliyor. İnsan ister istemez kendisine sormadan edemiyor: Acaba cemaat kaç kişiyi öldürmüştü? Kaç kişinin kâtiliydi bu cemaat?

Birlikte üniversite okuduğumuz iki dostumun arasında geçen bir konuşmaya şâhit olmuştum. Birisi Türkiye’nin, Ortadoğu menşeli terörün Avrupa’ya sıçramasını engelleyen bir paratoner vazifesi üstlendiğini söylemişti. Bunun üzerine öteki dostum ise, içinde yaşadığı topluma karşı beslediği kinin bir tecellisi olsa gerek, Avrupa’yı toptan imha etmelerini istemişti. Türkiye ne diye koruyordu ki bu ‘gâvurları’? Şaşırmadım. Kendisinin de içinde yaşadığı toplumun imhası için dua eden bir duruma getirilmişti insanımız. Onlarla birlikte kendisinin de katledileceğini ve imha olacağını düşünemiyordu anlaşılan.

Kâtil deyince terörist, terörist deyince örgüt akla gelir. Ne yazık ki bugünlerde kâtil ve terörden söz edince ‘FETÖ’ lakabı taktıkları cemaat akla geliyor. İnsan ister istemez kendisine sormadan edemiyor: Acaba cemaat kaç kişiyi öldürmüştü? Kaç kişinin kâtiliydi bu cemaat?

Cemaate düşmanlık besleyenlerin bu soruyu sormasına gerek yok. Çünkü yıllar önce bu cemaatte görevi olan bir insan sormuştu bana bu soruyu. ‘Kaç kişinin kâtilisin?’ demişti. Arkadaşımın, içinde yaşadığı toplumun imhasını istemesine şaşırmadığım kadar, bu soruya şaşırmıştım doğrusu. Ne demek istemişti acaba. Ben kaç kişinin kâtili olabilirdim ki?

Sorduğu soruyu kendisi cevaplamıştı. Cevabı, aslında toplumun imhasını isteyen dostuma da cevap niteliğindeydi: İman hayat demekti. Hayatı değerli kılan şeydi iman. İçinde yaşadığımız toplumda imanla müşerref olmamış ne kadar insan vardı? Bu insanları imanla tanıştırmak için, yani hayat vermek için ne yapmıştık? En ufak bir gayretimiz olmuş muydu bu toplumun ihyası için. İmhasını değil ihyasını düşünmüş müydük? Yaşatabilmiş miydik? Yaşatmak için mi yaşıyorduk? Yoksa bu insanların dünya ve ahiretlerinin berbat olmasını sadece seyir mi ediyorduk? Hayat kazandıramadıklarımız mânen ölü değiller miydi? Katletmiş olmuyor muyduk onları? Evet, kaç kişinin kâtiliydim ben?

Kendi kendime sormaya başlamıştım bu soruyu. Yaşatmak için mi yaşıyordum bu hayatı? Yoksa istemeyerek fertleriyle birlikte bu toplumu imha mı ediyordum? Kaç Alman’a peygamberimi anlatmıştım ki? Kitabımdan bir ayet okuyabilmiş miydim?

Derdi bu olmalıydı iman sahibi insanın. İmha değil ihya olmalıydı. Bu hizmete FETÖ lakabı takanlar, bu cemaatin mensuplarının öldürmekten anladıkları şeyin, yaşatmak için yaşayamamanın verdiği nedâmet olduğunu bilselerdi keşke?

Bu cemaatin dili buydu demek ki. Farklı bir dili vardı. Fakat bu dili anlamak için cemaat mensubu olmak gerekmiyordu. Kur’an okunsaydı yeterdi. Çünkü yaşatma idealini Kur’andan ve onu tefsir eden Efendimiz’in (s.a.v.) hadislerinden öğrenmişlerdi. O kitabın ışığında bir dil geliştirmişti cemaat.

17-25 Aralık sürecinde de cemaat mensupları devletin kadrolarından adeta ‘kazınırken’ yüzlerce savcı ve hakime görevden el çektirilmişti. Oysa bu cemaatin her ferdi hem hakim ve hem de savcıydı. Kur’anın öğrettiği ‘Gad eflaha men zekkâha’ prensibine göre nefsini tezkiye eden kurtuluşa ererdi. İşte bu ayeti yorumlarken yine yıllar önce bu hizmette bir insan ‘Nefsinin savcısı, başkalarının avukatı ol’ demişti. Demek ki ben de yüzbinlerce insan gibi üç sene önce başlayan süreçten çok daha önce savcılık yapıyordum. Kadrom yoktu ama, savcıydım ben de. Kendi nefsimin savcısı. Suçluyordum onu. İddianame hazırlamıştım bile. Bir hapse atmadığım kalmıştı.

İşte cemaat böyle bir dille eğitiyordu müntesiplerini. Savcı olurken sırf nefsine düşmanlık beslemeyi öğretirken, imanına yetişemediği insanların katili olmakla itham ediyordu. Gel de bu cemaatin bir yerinden ‘terör örgütü’ çıkar. Çıkarabilirsen.

04.09.2016 16:23