TAKİP ET

Zoraki alınan bir ürün: Nükleer enerji

Reklamları ilk kez geçen hafta İstanbul’da bindiğim bir tramvayda fark ettim.

Daha sonra ana yollar boyunca sıralanan dev reklam panolarını ve aynı ürünün tanıtımını yapmaya çalışan televizyon reklamlarını gördüm: nükleer enerjiydi bu ürünün adı. Bir an için tereddüde düştüm: Bir şey mi kaçırmıştım ve Türkiye çoktan nükleer reaktörlerden elektrik sağlayabilecek durumda mıydı? Hızlıca bir düşününce durum hiç de böyle değildi: Türkiye’nin Mersin yakınında, Akkuyu’daki ilk nükleer enerji santrali hâlâ ilk yapım aşamasındaydı ve kuvvetle muhtemel ancak 2023’te elektrik üretmeye başlayacaktı. Öyleyse neden yakın gelecekte satışta olmayacak bir ürünün pazarlanmasına bu kadar çok para dökülüyordu?

Türkiye on yıllardır kendi nükleer enerji santrallerini edinmek için çabaladı. Bir yığın siyasi ve mali nedenler yüzünden, Ankara hiçbir zaman yabancı bir şirketle santral inşası için anlaşma yapmayı başaramadı. Ta ki 2010’da Rusya’nın resmi nükleer enerji şirketi Rosatom Türkiye’nin reddedemeyeceği bir teklifle ortaya çıkana kadar. Ruslar 20 milyar dolarlık Akkuyu nükleer enerji santralini inşa edecek, sahibi olacak ve işleteceklerdi. Bu sırada Türk devleti de burada üretilen elektriğin büyük bölümünü sabit bir fiyat karşılığında satın almayı taahhüt edecekti. Üç yıl sonra, 2013’te, Türkiye, Sinop’ta bir başka nükleer santral inşa etmek ve işletmek üzere bir Japon/Fransız konsorsiyumuyla ikinci anlaşmayı yaptı, fakat bu tesis ancak 2023’ten sonra enerji üretmeye başlayacak. Şu an için bütün dikkatler Akkuyu’ya odaklanmış durumda.

Geçen haftaki propaganda atağının, Türk toplumunu nükleer enerjinin faydalarına ikna etmek amaçlı uzun bir kampanyanın sadece ilk aşaması olduğundan emin olabilirsiniz. Türk hükümeti, şimdilik, çoğu Türk’ün ya nükleer enerjiye karşı olduğunu ya da en azından muhtemel avantajları konusunda çok şüpheci olduğunu gayet iyi biliyor. Nükleer enerji, erişilebilir hale geldiğinde kabul edilmesini sağlamak amacıyla muazzam bir pazarlama gerektiren, hiç sevilmeyen bir ürün.

Önümüzdeki aylar ve yıllarda tek bir amaca hizmet eden çok profesyonel bir halkla ilişkiler kampanyasına tanıklık edeceğiz: Nükleer enerjiyle ilgili şüpheleri ortadan kaldırmaya ve olumlu yanlarını vurgulamaya gayret edecekler. Lehte argümanlar, daima nükleer endüstri ve bazı belli Türk şirketler tarafından öne sürülen genel savların birleşiminden oluşacak. Bu ilk kategoriye ait olanlar şu repliklerden oluşacak: iyileştirilmiş güvenlik, düşük maliyetler, kömürden temiz, iklim değişikliğiyle mücadeleye büyük katkı. Bununla da kalmayıp varsayılan bazı ulusal bonuslardan da bahsedilecek: Türkiye’nin enerji bağımlılığını ve cari açığını azaltacak, ülkenin statüsünü ve prestijini artıracak.

Tüm bu savunulara, çevrecilerden, akademisyenlerden, yaşadıkları yerlerin bu tartışmalı deneyin mekânı olmasını istemeyen Akkuyu ve Sinop’un aktivist sakinlerinden oluşan karışık bir kitle tarafından karşı çıkılacak.

Nükleer enerji aleyhine argümanlar gayet iyi biliniyor: çözümlenmemiş atık meselesi, muhtemel kazaların ölümcül etkisi, güneş ve rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir alternatiflerin daha temiz bir gelecek vaat etmesi ve Türkiye’nin durumunda, deprem tehlikesi ve Rusya’ya artan bağımlılık.

Geçenlerde, Türkiye’nin nükleer geleceğine dair, George Perkovich ve Sinan Ülgen’in hazırladığı bir kitap yayınlandı. Gündemle tam denk düşen kitapta, bir başka potansiyel riskin altı çiziliyor: Türkiyelileri ve uluslararası toplumu güvenliğin başat bir mesele olduğu konusunda temin edecek bağımsız bir düzenleyici nükleer kurumun gerekliliği. Yazarlara göre böyle bir kurumun etkili olup olmaması ve gerektiğinde hükümete karşı çıkıp çıkamaması, Türk devletinin evrimine bağlı. Pek az denetim mekanizmasının ayakta kaldığı, iktidarın giderek fiili bir başkanlık sisteminin elinde toplandığı bir ülkede bağımsız kurumların özgürce faaliyet göstermesine hâlâ izin verilecek mi?

Nükleer enerjiye dair bu ve buna benzer bütün klasik soruların gelecek yıllarda Türkiye’de yaşayacağımız tartışmanın bir parçası olacağı umulur. Benim tavsiyem, zemin hazırlamak için başlatılacak cilalı nükleer yanlısı kampanyalara karşı eleştirel olmak. Biraz vakit ayırıp nükleer karşıtlarının argümanlarına kulak verin derim. Onlar beni nükleer enerji seçeneğinin, daha iyi, güvenli ve ucuz alternatiflerin mümkün olduğu bir zamanda, modası geçmiş, 20. asırda kalmış bir çözüm olduğuna ikna etti.

12.04.2015 09:30