TAKİP ET

Yeni Türkiye, yeni Kıbrıs’la tanışıyor

Geçen pazar Kıbrıslı Türkler yeni cumhurbaşkanları olarak Mustafa Akıncı’yı seçti.

Eminim, Türklerin çoğunluğu da dahil olmak üzere Kıbrıslı olmayan çoğu kişi, Kıbrıs Türk Kesimi’nin bu yeni cumhurbaşkanının da Ada’nın geleceğine ilişkin müzakerelerdeki ezeli çıkmazı muhtemelen aşamayacağını düşünerek seçimlere pek ilgi göstermedi. Diğer yandan, durumu yerinden ve yakından takip edenler Akıncı’nın seçilmesine alkış tuttular, zira Akıncı’nın bir ilerleme sağlanabilmesi için en iyi (belki de son) şans olduğuna kaniydiler.

Bu iyimserlik, Akıncı’nın Lefkoşa’nın Türk kesiminin belediye başkanlığını yaptığı 1970’ler ve 1980’lerdeki performansına ve seçim kampanyası süresince verdiği vaatlere dayanıyor. Akıncı, açıkça bir çözüm istiyor, uzlaşmaya gönüllü ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Cumhurbaşkanı Anastasiadis tarafından samimi ve yapıcı bir mevkidaş olarak görülüyor. BM liderliğindeki görüşmelerin yeni turu yakında başlayacak ve (her zaman olduğu gibi) şüphecilerin mi yoksa bir kereliğine de olsa iyimserlerin mi değerlendirmelerinde haklı çıkacaklarını bekleyip göreceğiz.

Ancak, Akıncı’nın seçilmesinden sonraki 24 saat içerisinde, müzakerelerde muazzam bir etki yaratabilecek bir unsur ortaya çıktı. Yeni cumhurbaşkanı çok sayıda Kıbrıslı Türk tarafından onaylanan seçim vaatlerinden birini yineledi: Türkiye Kuzey Kıbrıs’a bir çocukmuş gibi davranmaya son vermeliydi. Akıncı, Ankara’nın babavari yaklaşımını reddederek, daha olgun ilişkiler kurma çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, buna öfkeyle tepki vererek, Akıncı’ya sözlerine dikkat etmesini söyledi ve Kıbrıslı Türklerin Türkiye’nin her daim Ada’daki çocuklarına bakmış olan anavatan olduğunu unutmalarının nasıl mümkün olabileceğini sordu. Akıncı, Erdoğan’ın neden Kıbrıslı Türklerin yetişkin gibi davranmasını istemediğini sorarak karşılık verdi.

Bazı gözlemciler, Erdoğan’ın öfke patlamasını AKP liderinin hazirandaki seçimler yaklaşırken asabileştiğinin ve bu yüzden de daimi agresif bir ruh haliyle kendisine kafa tutmaya cüret eden herkese çıkıştığının bir başka işareti olarak açıklamaya çalıştılar.

Akıncı ile Erdoğan arasındaki laf dalaşı, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler arasında uzun süredir örtülü kalmış iki temel fay hattını ortaya çıkarıyor. Bunlardan biri, farklı bir tarihi gelişimden temellenen eski ayrım. Bir tarafta, güçlü bir şekilde Avrupa’nın geri kalanının etki ettiği bir Ada’da diğer inançlar ve kültürlerle birlikte yaşamaya alışık, ağırlıklı olarak laik Kıbrıslı Türkler var. Diğer tarafta ise Yunanlılara ve diğer Avrupalılara her zaman şüpheyle bakmış olan çoğunluğu mütedeyyin ve muhafazakâr bir nüfusa sahip olan Türkiye.

Bu yapısal ayrılık, Kıbrıslı Türklerin çaresizce Türkiye’nin askeri-mali yardımına ihtiyaç duydukları ve başka seçeneklerin olası görünmediği zamanlarda göz ardı edildi ve küçüldü. Şimdiyse, 2004’ten beri yapay sınırın hemen öte yanından cezbedici şekilde var olan AB ile ve Kıbrıs’ın ve AB’nin Türkiye’nin öncelikler listesinde alt sıralarda yer almasıyla, geleceklerini kendi ellerine almak isteyen Kıbrıslı Türk sayısı giderek artıyor. Ankara’nın kaprislerine ve Türkiye’nin AB ile olan aşk-nefret ilişkisine daha fazla bağımlı kalmak istemiyorlar.

Bu eğilim, ikinci bir anlaşmazlık sebebiyle güçlendi: Kıbrıslı Türk muhalefete göre bu, AKP’nin 2011’den beri artan otoriter ve İslamileştirme politikaları ve bu politikaların çoğu Kıbrıslı Türk’ün düşünceleriyle derinden çelişmesiydi. Artık Türk hükümetine güvenmiyorlar ve AKP’ye tartışmalı dahili ve bölgesel ajandasını sınırsızca uygulama imkanı verilmesi halinde mağdur olmaktan korkuyorlar.

Akıncı’nın görüşlerinin ve çok sayıda Kıbrıslı Türk’ten aldığı olumlu yanıtın arka planı bu. Kıbrıslı Türkler saf değiller ve Türkiye’nin nihai onayı olmaksızın Ada’da asla bir anlaşma olmayacağının gayet farkındalar. Ama oyunun efendileri olmak istiyorlar ve artık sadece ve tamamen Türkiye’nin çıkarlarına göre belirlenen bir politikanın sadık takipçileri olmayı istemiyorlar.

Bu, Ankara’nın ciddiye alması gereken bir işaret. Zira, Akıncı’nın Anastasiadis ile (kısmi) bir anlaşmaya varması halinde Türkiye kendisini oldukça tuhaf ve nahoş bir pozisyonda bulabilir. Erdoğan, aynı zamanda Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarına da hizmet edecek olan uluslararası destekli böyle bir anlaşmaya gerçekten karşı çıkar mı?

29.04.2015 18:30