TAKİP ET

Yabancı

Altı yıl önce Türkiye’ye yerleşmemden bu yana ilk kez geçen hafta kendimi gerçekten yabancı gibi hissettim. Bu garip duyguya yol açan, Türkiye’deki sıcak gelişmelere benim verdiğim tepki ile etrafımdaki çoğu insanın verdiği tepki arasındaki devasa uçurumdu.

Türkiye salı günü Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi’nin (DHKP/C) iki üyesi tarafından rehin alınan Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesinin şokunu yaşadı. Neredeyse eşzamanlı olarak, ülkeyi, çok sayıda vatandaşın uzun saatler boyunca elektriksiz kalmasına yol açan büyük bir enerji kesintisi vurdu.

Herkes gibi ben de her iki sarsıcı olayın anlamını kavramaya çalıştım. Birkaç gün önce Amsterdam’da benzer bir enerji kesintisini ve buna eşlik eden kargaşa ve düzensizliği tecrübe etmiş biri olarak, modern toplumların kırılganlığı ve elektrik şebekesini kötü durumda bırakan özelleştirmelerin dezavantajları konusunda kafa yoruyordum.

Bunu Türk dostlarıma ve meslektaşlarıma anlattığımda, bana merhametle karışık ‘sen anlamazsın’ ifadesiyle baktılar.

Türkiye’deki enerji kesintisine teknik arıza ya da ihmallerin yol açtığını düşünecek kadar saf olmayı nasıl becerebiliyordum? Bu bir kaza ya da hata değildi. Onlara göre, elektrik sisteminin çökmesi, ülkede genel bir güvensizlik hissiyatı yaratmak ve daha önemlisi seçim günü olan 7 Haziran’da yıkıcı bir enerji kesintisi için zemini ve zihinleri hazırlamak üzere kurulan, iyi düşünülmüş bir planın parçasıydı. Bu, iktidar partisinin, mevcut anketlerin AKP bakış açısından çok vaatkar olmadığını gösterdiği seçim sonuçlarını manipüle etmesine imkan verecekti.

Bu açıklamayı duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Zeki ve eğitimli insanlar nasıl bu türden, benim görüşüme göre, gülünç komplo teorilerine inanabilirlerdi? İstanbul Adliye Sarayı’ndaki trajik olayla ilgili konuşmaya devam ettiğimizde daha da şaşkına döndüm. Bu DHKP/C fanatiklerinin ne kadar çıldırmış ve acımasız olduklarını göstermesi dışında, bu terör saldırısının arkasında başka ne olabileceğini hakikaten düşünmemiştim.

Hâlâ cevaplanmamış çok sayıda soru var: İçeri nasıl girdiler? Teröristlerle bağlantılı davalarda çalışan savcılar ve hakimler için verilen koruma neden geri çekildi? Savcıyı hangi mermiler öldürdü? Bu gerçekten de, binlerce terör uzmanının emniyet içindeki Hizmet sempatizanlarına yönelik cadı avının bir parçası olarak mevkilerinin değiştirilmesinin ya da kovulmalarının ardından polisin ciddi şekilde zaafa uğradığının bir kanıtı mıydı? Yine yanılıyordum.

Konuştuğum insanların gözünde, hem muhafazakârlar hem de solcular için, bu, seçim yaklaşırken ülkeyi istikrarsızlaştırma yönündeki planın bir başka örneği idi. Kuvvetle muhtemel, AKP’nin baskın olduğu yeni derin devlet, devamının geleceğini düşündükleri ve nihayetinde seçim sandığında iktidar partisine yarayacak bir kaosa yol açacak bir dizi operasyonun ilkinde DHKP/C’yi kullanmıştı. Bu bakış açısına göre, bu kasıtlı karmaşa güçlü bir lider ve başkanlık sistemine yönelik basıncı da artıracaktı.

İçgüdüsel olarak verdiğim ilk tepki bu aşırı paranoyaya alaycı bir şekilde gülmek oldu. Fakat mesele şu: Komplocu arkadaşlarım haklı olabilirler. Vurguluyorum: Olabilirler. Yakın Türkiye tarihine, sözgelimi 1980 darbesinden önceki yıllara ya da 1990’larda Kürt bölgelerine dönülüp bakıldığında, bu şüpheleri tamamen ve derhal ıskartaya çıkartmayı engelleyecek derin devlet manipülasyonlarına ve masumların kurban gittiği karanlık operasyonlara dair çok sayıda şaibeli örnek görmek mümkün. Bu defa da göründüğünden daha fazlası söz konusu olabilir.

Yine de, akli ve duygusal olarak, karanlık güçlerin ipleri elinde tuttuğunu ve her olayın korkunç bir entrikanın kanıtı olduğunu iddia eden bu düşünüş tarzına bazı noktalarda karşı çıkabilirim. Evet, bir Türk’ün bakış açısından bunlar anlaşılabilir ve bir mana taşıyabilir. Ama tamamen buna bel bağlamak rasyonal düşünceyi ve analizi terk etmek demektir. Bu ayrıca, nihayetinde, seçimler için kampanya yürütmenin ya da köşe yazıları yazmanın anlamsız olduğu, zira sonunda büyük manipülatörlerin kirli oyunlarıyla tüm bu çabaları geçersiz kılacakları anlamına da gelir. Bu, neredeyse otomatik olarak, teslimiyet ve düş kırıklığına yol açan bir zihniyet.

Ancak etrafıma baktığımda, bu eleştirel yaklaşım, en azından şimdilik, beni bir yabancı haline getiriyor. Sağlık olsun.

04.04.2015 09:30