TAKİP ET

Ya anketler doğruysa?..

Bugünlerde ülke içinde ve dışında Türkiye’yi anlamaya çalışanlar aynı kritik soruyu soruyor:

Eğer anketler doğruysa ne olacak?

Geçen hafta, farklı anket şirketleri, altı haftaya yapılacak olan seçimlerle ilgili olarak aşağı yukarı aynı tahmini ortaya koydular: AKP yüzde 39 ile 42 arasında, hem CHP hem de MHP yüzde bir ya da iki yükselecek veya düşecek ve mühim olanı, HDP yüzde 10’luk seçim barajını rahatça geçecek. Eğer 1 Kasım’da sonuç böyle olursa AKP tek başına hükümet kuramayacak ve bölünmüş muhalefet bir kez daha Meclis’te bir çoğunluğa sahip olacak. Başka bir ifadeyle: Türkiye başladığı yere dönecek. Hiçbir şey çözülmemiş olacak, belirsizlik devam edecek ve 8 Haziran’da olduğu gibi çoğu kişi koalisyon hükümeti kurulması çağrısı yapacak, ama Saray’ın bu defa böyle bir çözüme izin verip vermeyeceğini merak edecek.

Böylesi bir “tekrar” senaryosunun sonuçları ile ilgili olarak önümüzdeki altı hafta ile seçmenin değişmeyen tercihlerini ortaya koymuş olduğu zaman arasında bir ayrım yapmalıyız. Her şeyin ötesinde, Türkiye’deki diğer çoğu tartışmada olduğu gibi, karamsarlar (çoğunlukla Türkler) ve ılımlı iyimserler (çoğunlukla yabancılar) arasında görüş ayrılıkları derin. Konuştuğum çoğu Türk, karakteri ve zihinsel tabiatı mecliste kendisine karşı bir çoğunluğun varlığını kabul etmesine izin vermediğinden dolayı Erdoğan’ın gelecek haftalarda işi ciddiye bindireceği beklentisi içinde. Pek çok insan, can havliyle saldıran ve kaçınılmaz görünen sondan kurtulmak için yapamayacağı şey olmayan yaralı bir hayvan benzetmesi yapıyor.

Erdoğan’ın böyle bir durumda olması şu anlama gelecektir: Onun oyununu oynamak istemeyen daha fazla gazetecinin ve işadamının tutuklanması ve PKK’ya karşı savaşın ve HDP’yi devre dışı bırakma amaçlı kampanyanın şiddetlenmesi. En kötü senaryoya göre, ülkenin belli bölümlerinde ilan edilen olağanüstü halin ardından seçimler ertelenebilir.

Ülkenin güneydoğusunda, her ne kadar geçici olsa da, olağanüstü hal yönetimi altında olan bölgeler hariç tutularak diğer bölgelerde seçim yapılması ihtimali ile ilgili olarak bir anlaşmazlık söz konusu. Çoğu kişiye göre, Türkiye anayasası böyle kısmi bir seçime izin vermiyor. Diğerleri ise AKP bürokratlarının, seçim dışı kalacak bölgelerden en çok milletvekili çıkarmış olan HDP’ye üstünlük sağlamak amacıyla yasaları çiğnemeye çalışabilecek olmalarından korkuyor.

Daha umut verici işaretlere odaklanan diğerleri ise hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kısa süre içinde devreye girmesine izin verileceği ve ateşkes çağrısı yapacağı yönündeki spekülasyonlardan dem vuruyor. Eğer PKK komutanları, istemeyerek de olsa, Öcalan’ın emirlerine itaat ederse şiddet en azından 1 Kasım’a kadar diner, seçim ülkenin her yanında yapılabilir ve AKP’nin HDP karşıtı kampanyasının yerini haziranda kıl payı kaybettiği milletvekilliklerini yeniden elde etme yönünde hedefli bir çaba alır.

Seçim yaklaşırken böyle bir manzara düşük ihtimal. Ama seçimler normal bir şekilde gerçekleşir ve gerçekten de 1 Kasım’da pek bir şey değişmez ise ne olacak? Bir kez daha yinelemek gerekirse, kaderciler ile hayatın parlak tarafına bakma meylinde olanlar arasında ayrım yapabiliriz. Felaket tellalları bana iki seçim yenilgisinden sonra bile Erdoğan’ı durdurmak için yapabilecek hiçbir şey olmadığını söylüyorlar.

Bu, Erdoğan’ın AKP’yi yönetmeye devam edeceği, zaman kazanmaya çalışacağı, cumhurbaşkanlığını anayasaya aykırı bir şekilde yorumlayışının itirazsız sürmesi ve Aralık 2013’te ortaya çıkan yolsuzluk iddialarına yönelik hiçbir yeni soruşturma gerçekleşmemesi koşuluyla sadece kısa ömürlü bir koalisyon hükümetini kabul edeceği anlamına geliyor. Bir başka ifadeyle: Yakın gelecekte AKP egemenliğini yeniden tesis etmek yönünde üçüncü bir hamle söz konusu olacaktır. Bu açıdan ciddi bir politika değişikliği beklenmemeli.

Daha iyimser gözlemciler bu konuda hemfikir değiller ve AKP içinde, art arda ikinci kez çoğunluk sağlamada başarısız olunmasından dolayı Erdoğan’ı suçlayacak ve onun başkanlık hırsını dizginlemeye çabalayacak bir hareket bekliyorlar. Bunun gerçekleşebilmesi için, bu hoşnutsuz partililerin, son on yıldır Erdoğan’ın safında yer almış olan bazı eski muhafazakar önemli isimlerle birlik olabilmeleri gerekir. Böyle bir senaryodaki kilit isim, elbette, geçen hafta NTV’ye tümden tarafsız ve hayal kırıklığı yaratan bir röportaj vermiş olan ve geleceğe dair böylesi bir rolü hiç ima etmemiş olan Abdullah Gül. Devam edecek.

19.09.2015 22:48