TAKİP ET

Tehlikeli rutin

Bir hafta önce, silahlı bir adam, ABD’nin Oregon eyaletinin Roseburg kentindeki bir yüksek okulda dehşet saçtı ve polis tarafından vurularak ölmeden önce en az 10 kişinin canına kıydı

Başkan Barack Obama, saldırıyla ilgili yaptığı açıklamada, yeni bir silahlı saldırının ardından duyduğu öfkeyi ve hüsranı gizlemeyerek şunları söyledi: “Bu bir şekilde rutin hale geldi. Bu tür haberler rutinleşti. Buradan, bu kürsüden verdiğim tepki de rutin olup çıkıyor, olayın ardından yapılan konuşmalar da… Bu duruma karşı hissizleştik.”

Digiturk’ün hükümet talimatlarına göre hareket eden bir savcının talebini temel alarak hükümeti eleştiren yedi TV kanalını portaldan kaldırdığı yönündeki ilanını ilk duyduğumda aklıma Obama’nın bu güçsüzlük ve hüsran dolu duygusal ifadesi geldi. Bu son olay, iktidar partisinin 1 Kasım seçimi öncesinde muhalifleri susturma ve muhaliflere gözdağı verme amaçlı amansız kampanyasının bir başka adımıydı.

Aynı gün “Al işte yine!” hissiyatını kuvvetlendiren bir başka olay daha yaşandı: Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş hakkında yeni bir dava daha açıldı. Halihazırda Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Başbakan Davutoğlu’na hakaret suçlamalarıyla Keneş’in hedefi olduğu dokuz suç duyurusu, iki tazminat davası ve altı soruşturma bulunuyor.

Keneş’in yaşadıkları, çok sayıda Türk gazeteci ve aydının yaşadığı olaylardan sadece bir tanesi. Bu durum, yakın geçmişte (aralarında Nobel ödüllü Orhan Pamuk’un da bulunduğu) çok sayıda insanı mağdur etmek üzere kullanılan Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) meşhur 301. maddesinin, şimdilerde sık sık Erdoğan’a karşı hakaret davalarında temel olarak kullanılır hale gelen TCK’nın 299. maddesi biçiminde hortladığı hissiyatını güçlendiriyor.

Medya üzerindeki büyüyen baskıya emsal teşkil eden bu iki örnek, Hürriyet Gazetesi’ne ve yazarlarından biri olan Ahmet Hakan’a yönelik fiziksel saldırıların hemen akabinde gerçekleşti. Hem Hürriyet hem de Ahmet Hakan, önce AKP’li siyasetçiler tarafından hedef gösterildiler ve ardından iktidar partisine doğrudan bağlı olan güruhların ve kişilerin tacizine uğradılar. Yine de kabul etmeliyim ki, bütün bu olayların ve burada bahsetmeyeceğim çok sayıda başka olayın ardından ilk tepkim, çaresizlik dolu bir iç çekişin takip ettiği yeni bir “Bir daha olmaz!” oldu.

Türkiye’de medya ile ilgili kötü haberler, tıpkı ABD’deki silahlı olaylar gibi rutin hale gelmiş durumda. Hepimiz yakınıyoruz ve rutin bir şekilde buna karşı çıkıyoruz. Türkiye’nin küresel medya özgürlüğü listelerinde nasıl geri sıralara düştüğü hakkındaki haberleri okumak da rutin hale geldi. İfade hürriyeti ve medya özgürlüğü üzerindeki baskı Türkiye’de, çok sayıda kişinin karşı çıktığı, ama aynı zamanda bırakın durumu tersine çevirmeyi etki edilmesi imkânsız görünen bir şey olarak, hayatın bir gerçeği olmuş gibi görünüyor.

Digiturk’ün kararı, bu bozulmayı, ne yazık ki değiştirilemez bir rutin olarak kabul etmenin ne kadar tehlikeli olduğunu fark etmemi sağladı. Zira, her olayın ardından hayat devam ediyor ve şimdiye dek, hükümeti en çok eleştiren medya kuruluşları, hükümetin saldırısından hayatta kalmayı başardı ve ben dahil, çok sayıda kişide gerçekleşen her çirkin olayın karşısında heyecan duymaktan vazgeçme yönünde tehlikeli bir eğilim söz konusu.

Sanırım, bu çok fazla kötü haber karşısında verilen doğal bir tepki. Ama aynı zamanda hükümetin yaymak istediği bir tür hissizlik durumu. Direnmeyi ve protesto etmeyi sürdürmek zor, ama nihayetinde kabul edilemez olanın yeni normal haline gelmesini önlemek için yapılması gereken de bu.

Ateşli silahların kullanımının sınırlanması yönündeki tüm başarısız çabalarından duyduğu bütün bu hüsrana ve hayal kırıklığına rağmen, Obama, ayrıca pes etmeme sözü de verdi ve seçmenlerine silah güvenliğini öncelik haline getirme çağrısı yaptı: “Bu her olduğunda, bunu yeniden gündeme getireceğim. Bu her olduğunda, bu konuda gerçekten bir şey yapabileceğimizi söyleyeceğim… Eğer bunun bir sorun olduğunu düşünüyorsanız, o halde seçilmiş yetkililerinizin sizin görüşlerinizi yansıtmasını beklemelisiniz.”

Medya üzerindeki baskının Türkiye demokrasisinin altını oyduğunu düşünen ve bu rutinin dışına çıkılmasını isteyen Türkiye’deki seçmenlerin de 1 Kasım günü bunu yapmak için şansı olacak.

10.10.2015 15:11