TAKİP ET

Türkiye’nin enerji politikası pahalı ve ölümcül (1)

Seçimlerin hemen öncesindeyiz ve bunun, normalde, Türkiye vatandaşlarının tüm temel meselelerinin Meclis’e girmek için yarışan partiler tarafından tartışıldığı bir dönem olması gerekiyor. Ancak bu, bugünlerde pek tanık olduğumuz bir durum değil.

Kaçınılmaz olarak, zaman ve enerji, daha çok HDP’nin yüzde 10 barajını geçme ihtimali ve bunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arzu ettiği başkanlık sistemini içerecek yeni bir anayasa yapma şansı üzerindeki etkilerinin tartışılmasına harcanıyor. Bu, elbette seçimlerin en göze çarpan unsurlarından biri.

Ancak çoğu Türk, işsizlik, kişisel borçlar ve Türkiye ekonomisinin ciddi zorluklar yaşayacağı tahminleri konusunda kaygılı. Bu riskleri açıklayıp savunmak konusunda zorlandığını fark edeniktidar partisi de en iyi bildiği şeyi yapıyor ve dikkatleri kimlikle ilgili konulara ve birtakım ideolojik mücadelelere çekmek için elinden geleni ardına koymuyor.

Haklı olarak, anamuhalefet de çok sayıda vatandaşın tecrübe ettiği ekonomik zorluklara ve bunun beraberinde sözgelimi Ak Saray’a yapılan müsrif harcamalara odaklanmış durumda. Mantıklı bir karar, Kılıçdaroğlu’nun AKP’ye saldırmasının en verimli yolu bu, zira en zayıf nokta orası.

Bununla beraber, İç Anadolu’da yeni bir “megakent” kurulması yönündeki kendi “çılgın” projesiyle ortaya çıkmasının, CHP liderinin sıradan Türklerin neye önem verdiğini en iyi bilen kişi olarak kendini sunmasına nasıl katkı sağlayacağını anlamış değilim. Yoksa inşaat virüsü CHP’nin Türkiye ekonomisinin geleceğine dair tahayyülüne de mi bulaştı?

Maalesef, bu seçim kampanyasında tamamen unutulan şey, Türkiye’nin müstakbel enerji politikası. Muhalefet partilerinin ülkenin nereye yönelmesi gerektiğine dair alternatif bir görüşü var mı? Yoksa tüm politikacılar temel olarak AKP’nin enerji politikasının ana noktalarında hemfikir mi: Fosil yakıtlara yatırım ve yenilenebilir enerjiye marjinal şov muamelesi yapmak?

Eğer bu doğruysa, en az iki nedenden dolayı bu büyük bir hata olacaktır: para ve sağlık. Geçen hafta, IMF fosil yakıt şirketlerinin küresel sübvansiyonlardan yılda 5,3 trilyon dolarlık yarar sağladıklarını ortaya koydu. Bu, her gün dakikada 10 milyon dolara eş gelen akıl almaz bir miktar.

Doğrudan sübvansiyonlar ve hükümet indirimleri bu muazzam toplamın sadece yüzde 6’sını oluşturuyor. IMF’nin ortaya koyduğu verinin yarısını, hükümetlerin dünya çapında hava kirliliği kurbanlarının tedavisine ve sağlık koşullarının kötüleşmesiyle erken ölümlerin yol açtığı gelir kaybının telafisine harcamak zorunda kaldıkları paralar oluşturuyor. Bu sübvansiyonlardan açık ara en çok fayda sağlayan kömür, yani yerel hava kirliliği ve iklim değişikliğine yol açan karbon emisyonları anlamında en kirli yakıt.

Türkiye’nin sübvansiyonlu kirliliğin bu inanılmaz hikâyesinde önemli bir rolü söz konusu. Bunun nedeni, öncelikle, Türkiye’nin fosil yakıttan enerji üretiminin maliyetlerini azaltmak, üreticilerden alınan fiyatı yükseltmek ve tüketicinin ödediği fiyatı düşürmek gayretiyle fosil yakıt sübvansiyonlarına muazzam miktarlarda para harcamak yönünde bir geleneği olması.

İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Öğretim Üyesi Sevil Acar’ın yeni araştırması, 2001-2011 döneminde Hazine’nin kömür, petrol ve doğalgaz için tüketici ve üretici sübvansiyonlarına yaklaşık 6,9 milyar TL harcadığını gösteriyor. Başka ülkelerde olduğu gibi, bu sübvansiyonlar milli ödemeler dengesi üzerinde ağır bir yük teşkil ediyor, kaynakların yetersiz bölüşümüne yol açıyor ve verimli ve temiz enerji kaynaklarına yatırımlara engel oluyor. Bunlar, IMF araştırmasının da gösterdiği üzere, toplam fosil yakıt sübvansiyonlarının yalnızca küçük bir kısmını oluşturan, sadece doğrudan sübvansiyonlar. Türkiye’de de devlet, kömür ve diğer fosil yakıtlarının kullanılmasının neden olduğu sağlık sorunlarıyla ilgilenmek üzere muazzam paralar harcama yükümlülüğü altında. Geçenlerde Türkiye’deki kömür santrallerin hepimizi nasıl hasta ettiğine dair bir rapor yayımlandı. Bir sonraki yazımda, bu ödenmemiş sağlık faturasına ve hükümetin 80 yeni kömür santrali inşa etme planlarına değineceğim.

23.05.2015 10:30