TAKİP ET

Türkiye’den Müslümanlara 2. sınıf mülteci muamelesi

Avrupa’da birçok ülke, bilhassa da halihazırda çok sayıda Suriyeli mülteci kabul etmiş olanlar, mevcut mülteci krizinin yansımalarıyla başa çıkma gayretlerini sürdürüyor.

Geçen hafta Almanya iltica politikasını sıkılaştırdı, İsveç ise iltica başvurusu yeterli bulunmayan on binlerce mülteciyi geri göndermeyi planladığını açıkladı.

Hollanda’da, iktidardaki koalisyonun iki ortağından biri olan Hollanda İşçi Partisi’nin lideri Diederik Samsom, koalisyon ortağı Başbakan Mark Rutte’nin de desteklediği bir öneri sundu. 2016’nın ilk yarısında Hollanda AB dönem başkanlığını yürütüyor ve söz konusu plana diğer AB üyesi ülkelerin desteğini almaya çalışıyor.

Samsom’un önerisi, Ekim 2015’te, Alman hükümetinin tartışmalara dahil ettiği Avrupa İstikrar Girişimi’nin sunduğu öneriyle benzerlik taşıyor. Berlin bu öneriye diğer AB üyesi ülkelerini ikna etmeyi başaramamıştı. Görünüşe göre Hollanda hükümeti şimdi ikinci kez gündeme getirdiği bu öneriden yana olan 10 ülkeden müteşekkil bir grup kurmaya çalışıyor. Uygulanması halinde söz konusu önerinin Türkiye üzerinde doğrudan ve muazzam bir etkisi olacak.

Samsom’un önerisine göre, Avrupa ülkeleri her yıl Türkiye’de bulunan azami 250 bin Suriyeli mülteciye Avrupa’ya seyahat etmeleri için hukuki bir çerçeve sağlayacak. Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin durumunu iyileştirmek (çalışma izinleri, daha fazla okul açılması) yönünde AB destekli önlemlerle beraber, bu yeniden iskan planı mültecileri Yunanistan’a tehlikeli deniz yolculuğu yapmaktan vazgeçirecek. Ayrıca Türkiye’nin omuzlarındaki yükü de hafifletecek. Bunun karşılığında Türkiye, yasadışı yolları kullanarak Avrupa’ya geçme çabasını sürdüren yüz binlerce mülteciyi geri almayı kabul edecek.

Hâlâ yığınla pratik ve siyasi sorunları olsa da, yeniden iskan planı birçok AB ülkesi tarafından memnuniyetle karşılandı. Eleştiriler ise ikinci kısım üzerinde odaklandı: AB’nin mültecileri Yunanistan’dan Türkiye’ye geri göndermesi. Pek çok başka çevre ve kurumun yanı sıra, Uluslararası Af Örgütü öneriyi “ahlaken müflis” ve gerek Avrupa gerek uluslararası hukukun ağır biçimde çiğnenmesi olarak niteleyip yerden yere vurdu. Öneriyi eleştirenlere göre, en büyük sorun Türkiye’deki mültecilerin durumu.

Mültecilere yönelik mevcut hukukdışı muameleden ayrı olarak, Türkiye’nin mülteci politikasıyla ilgili tartışmayı alevlendirmeye devam eden bir mesele daha var: Türkiye’nin iltica yasalarındaki şu meşhur coğrafi kısıtlama. Türkiye sadece Avrupa’dan gelenlere iltica imkânı ve ihtimali sunuyor. Bu yasal kısıtlama Suriyeli, İranlı, Afgan ve diğer Avrupalı olmayan mültecilerin Türkiye’de yasal bir statü kazanamaması, sürekli “geçici misafir” olarak kalmaları anlamına geliyor.

AB Türkiye’ye bir süredir bu ayrımcılığa son vermesi için baskı yapıyor. Aslında bu, Türkler için bu yıl vizesiz seyahat imkanı elde etmek için Türkiye’nin yerine getirmesi gereken düzenlemelerden biri. Diğer bir deyişle: Ankara bu meseleyi öyle veya böyle, kısa süre içinde halletmek zorunda.

Önceki AKP hükümetleri, çok fazla mülteciyi Türkiye’ye çekeceği yönündeki eski argümanı öne sürerek, yasayı değiştirmeyi reddetmişti. Gerçekten de böyle bir risk söz konusu olabilir. Diğer yandan mevcut sınırlamaya sarılmanın, İslami değerlere dayandığını ve dünyanın dört bir köşesindeki Müslümanlar adına konuştuğunu iddia eden bir parti tarafından savunması güç görünen ters bir etkisi de var: Türkiye Avrupa’dan sadece Hıristiyan veya inanç sahibi olmayan mültecileri kabul ediyor (gerçekte kabul etmek zorunda falan kalmıyor, çünkü Avrupa’dan gelip de iltica başvurusu yapan yok) ve aynı hakları kapısını çalan milyonlarca Müslüman’a vermeyi reddediyor.

Türkiye’nin Müslümanlara ikinci sınıf mülteci muamelesi yapmayı bırakma vakti geldi. Coğrafi sınırlamayı kaldırmak, muhtaç Müslümanların hayrına olacak, Türkiye’nin dünyadaki itibarını güçlendirecek ve AB ile Türkiye arasında varılacak ve ikisine de yarar sağlayacak olan bir anlaşmanın önündeki engellerden birini ortadan kaldıracak.

30.01.2016 11:03