TAKİP ET

Türkiye ve AB açısından kader anı

Bu pazartesi Brüksel’de Türkiye-AB zirvesi gerçekleşecek. Bu zirvede nihayet Suriyeli mülteciler konusunda işleyebilir ve her iki tarafça da kabul edilebilir bir anlaşmanın bazı düğümlerinin atılması gerekiyor. Daha önce de bu noktadaydık.

Geçtiğimiz kasım ayında Brüksel ve Ankara, birkaç ay içerisinde somut sonuçlar üretmesi beklenen bir anlaşmaya varmıştı. O birkaç ay geçti. Ancak, geçen hafta üst düzey Avrupalı yetkililerin yoğun diplomatik girişimleri, Suriyeli mülteci akışının daha iyi bir şekilde düzenlenmesine dair Türkiye ve AB arasında yapılan tüm konuşmaların yavaş bile olsa gelişen bir duruma ulaşamadığının işaretiydi. Manzara bunun tam tersini gösteriyor.

Son birkaç haftada, Yunanistan’dan Almanya’ya uzanan Batı Balkanlar güzergahı üzerindeki birkaç ülke sınırlarını kapattı. Bu arada, günde ortalama 3 bin göçmen Yunanistan’a ulaşmaya devam ediyor. Bu, Yunanistan’ın çoğunluğu gidecek hiçbir yeri olmayan Suriyeli ve Iraklı mültecilerle dolmakta olduğu anlamına geliyor. Bu mülteciler Yunanistan’da sıkışıp kalmış durumda. Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, bu halin sürdürülebilir olmadığı ve derin bir ekonomik krizi atlatmaya çalışmakta olan ülkesinin her ay gelen ve ülkeyi terk edebilecek durumda olmayan 30 bin insanla baş edemeyeceği uyarısında bulundu. Çipras, “Yunanistan’ın ya da bir başka ülkenin insan deposuna dönüşmesine izin vermeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Yunanistan’da gözler önüne serilen dram, Avrupa’da çok derin bir kriz yaratan iki gelişmenin en görünür sonucu: 1. AB üyesi ülkeler sınırlarını kapatıyorlar ve kabul edecekleri ya da geçişlerine izin verecekleri mülteci sayısına katı üst sınırlar koyuyorlar; 2. Türkiye, Avrupa’ya mülteci akışını durdurmayı başaramadı ya da buna istekli değil.

Bu pazartesi cevaplanması gereken kritik soru, bu gidişatın, Avrupa Birliği’ni kurtaracak, Yunanistan’ın omuzlarındaki yükü hafifletecek ve Türkiye’nin taleplerini tatmin edecek şekilde nasıl tersine çevrileceği.

Bu kolay olmayacak, ama imkansız da değil. Evvela, Avrupalı liderlerin, Türkiye’nin Yunanistan’a giren mülteci sayısını sıfırlayabileceğini öne sürmeye son vermeleri gerek. Hükümetlerin üzerindeki baskılar iyice artmışken böylesi uç bir sayıdan bahsetmek ülke içinde işe yarayabilir, fakat gerçekçi konuşmak gerekirse, bu hayalden başka bir şey değil. Kısa vadede daha ulaşılabilir olan hedef, Yunanistan’a giren günlük mülteci sayısının 1000’in altına düşürülmesi. Bu hedefe ulaşılabilmesi için, Türkiye’nin Ege kıyılarını kontrol etmekte çok daha ihtiyatlı olması gerekiyor ve burada bilhassa zorlayıcı olan, yüksek karlı kaçakçılık ağlarının çökertilmesi. Uzmanlar, daha fazlasının yapılabileceği, ancak sayının asla sıfıra inmeyeceği konusunda hemfikir.

Yunanistan’a ulaşan günlük mülteci sayısının 3 binden bine indirilmesi bile, bir süredir tartışılan, ancak şimdiye dek politik hassasiyetlere dokunduğundan üzerinde anlaşmaya varılmasının güç olduğu kanıtlanmış en az iki ilave önlemi gerektiriyor: Türkiye’nin Yunan adalarına ulaşmış tüm Suriyeli olmayan mültecileri geri çekmesi gerekiyor (bu Türkiye’den Avrupa’ya giden tüm göçmenlerin yüzde 50’si demek oluyor) ve AB (ya da bir grup AB ülkesi) yılda minimum 250 bin Suriyeli göçmenin yasal şekilde Avrupa’ya ulaşmasını sağlayacak geniş ölçekli bir yeniden iskan planı üzerinde anlaşmaya varmak zorunda. Perşembe günü Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ile Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında gerçekleşen görüşmenin ardından, birkaç Avrupalı medya kuruluşu, Türkiye’nin Suriyeli olmayanların (NATO göreviyle kurtarılanlar da dahil olmak üzere) sistematik geri dönüşünü ve kaçakçılara karşı bir eylem planının harekete geçirilmesini kabul ettiğini duyurdu. Financial Times gazetesine göre, yeniden iskan teklifi muhtemelen pazar günü Davutoğlu ile Almanya Başbakanı Angela Merkel arasında yapılacak ikili görüşmede nihayete erecek.

Her iki taraf için de riskler yüksek. AB’nin, gelecek birkaç hafta içinde somut sonuçlar üretecek bir anlaşmaya çok ihtiyacı var. Türk hükümeti, zaman ve politika anlamında daha az baskı altında, ama etkili bir işbirliği için Avrupa’dan nihai ödülü almaya çok hevesli: Türk vatandaşları için vizesiz seyahat. Kasım kasım kasılma ve oyunlar oynama zamanı bitti. Kader anı gelip çattı. Her iki tarafın da bu yüksek beklentilere ulaşabilip ulaşamayacağını bekleyip göreceğiz.

05.03.2016 23:13