TAKİP ET

Türkiye, Suriye’de ne yapıyor?

Anlaşılır nedenlerden dolayı, Türkiye’de tüm gözler yaklaşan seçime çevrilmiş durumda. HDP yüzde 10 barajını aşabilecek mi; eğer aşarsa Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP’nin parlamentodaki gücünde gerçekleşen keskin düşüşü sineye çekecek mi ya da çoğu kişinin korktuğu gibi böyle bir seçim zaferini önlemek veya etkisiz duruma getirmek için her türden yasa dışı yönteme mi başvuracak?

Bu esnada, sınırın öte yanında, Suriye’deki bazı gelişmeler aynı şekilde dikkatle izlenmeyi hak ediyor, zira bu gelişmelerin süregiden kanlı iç savaş ve Türkiye’nin bu çatışmadaki rolü açısından kalıcı bir etkisi olabilir.

Geçen birkaç ayda, Suriyeli isyancılar, ülkenin hem güneyinde hem de kuzeyinde hükümet güçlerini geri püskürtmede başarılı oldular. Martın sonunda isyancılar kuzey şehri İdlib’i aldı ve son iki haftada güneye doğru daha da ilerlediler. Gelen bilgiler, bu bir dizi yenilginin ardından Suriye ordusunun ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğuna işaret ediyor. New York Times’a göre, Suriye’nin vaktiyle merkezi olan silahlı güçleri, çıkarları ve öncelikleri artık her daim birbiriyle örtüşmeyen yerli ve yabancı savaşçılardan oluşan bir yığın haline gelmiş durumda.

Çatışmanın dinamiklerindeki bu değişim Esad’ın başının büyük belada olduğu anlamına gelmiyor henüz. Esad hâlâ Şam’ı ve diğer kent merkezlerini kontrolü altında tutuyor. Fakat Suriyeli isyancılar konusunda uzman olan Hassan Hassan’ın Foreign Policy’de işaret ettiği üzere, Suriye iç savaşında yeni bir fasıla açılmış durumda: “Ele geçirilen bölgelerin stratejik önemi ve isyancıların iyileşen koordinasyonu Esad karşıtı güçlerin rejimin kontrolü altındaki bölgelerde daha derinlere ilerlemesine yardımcı olacak. Bu da muhtemelen isyancıların elindeki bölgelerin güvenliğini önemli biçimde artıracak ve ülkenin çoğu bölümünde sonuç üzerinde belirleyici olacak.”

Tüm gözlemciler son kazanımların Esad karşıtı isyancıların üç ana destekçisi arasında daha iyi işbirliği sağlanmasının sonucu olduğunda hemfikir: Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye. Mart ayında Erdoğan yeni Suudi Kralı Selman’ı ziyaret etti ve isyancıları daha etkin kılmak üzere desteği artırma ve isyan çabalarını birleştirme ihtimallerini konuştu. Bu, Suriye’nin en güçlü iki isyancı grubu, El Nusra Cephesi ve Ahrar el Şam arasında bir anlaşmanın yolunu açtı. Kuzeydeki daha küçük İslamcı isyan gruplarının çoğunu, ama aynı zamanda kalan, ılımlı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) birimlerini birleştirebilen Ceyş el Fetih (Fetih Ordusu) adlı yeni bir şemsiye örgüt oluşturdular.

Bu yeni birliği bilhassa ilginç kılan (ki bu bazılarına göre endişe verici) bunun Türkiye tarafından desteklenen (El Şam ve ÖSO) ile Türkiye’nin terör örgütleri listesinde bulunan (El-Nusra) isyancılarından oluşan bir koalisyon olması. 2012’de kurulan El Nusra Cephesi, El Kaide’nin bir kolu ve İslam Devleti (IŞİD) haricindeki en saldırgan grup olarak üne sahip. Bu grubun bölgedeki öneminin farkına vararak, Türkiye, El-Nusra Cephesi’ni El Kaide ile olan bağlarını koparmaya ikna etmek için çok çalıştı, fakat şimdiye dek bu çaba işe yaramadı. İki ay önce El-Nusra, El Kaide’ye bağlılığını tekrar teyit etti ve El Kaide’den ayrılma yönündeki planları yalanladı.

Bu bizi kafa karıştırıcı ve muğlak bir durumla baş başa bırakıyor. Türkiye, Suriye’de birleşik bir Sünni cephesi için Suudi Arabistan’la güçlerini birleştirmeyi tercih etmiş ve böyle bir koalisyonun ancak tutucu El Nusra’cıları kapsaması halinde başarılı olabileceği gerçeğini kabul etmiş görünüyor. ABD’nin Esad rejimini devirmek üzere radikal İslamcı isyancılara bel bağlanmış olması seçeneğinden memnun olmadığı açık. Ankara ile Washington arasındaki strateji çatlağı, Türkiye’nin Suriye sınırı üzerinde uçuşa yasak bölge talebini gerçekleştirmeye yardım etme yönünde Amerika’nın gönüllülüğünü daha da zayıflatabilir.

Daha da önemlisi, El Kaide’ye Suriye’de bir ortak olarak verilen bu sessiz onay, halihazırda koşullar gereği gerçekleşmiş (ve savaş alanında etkili) olan ittifakın, şiddetli ideolojik farklılıkları ve Esad sonrası Suriye’ye dair çelişen fikirleri açıkça ortaya çıktığında, kısa sure sonra geri tepebilir. Türkiye, IŞİD konusunda geçmişteki ‘yumuşak’ taktiksel yaklaşımında hatalı olduğunu gönülsüzce kabul etti. Şimdi Türkiye aynı hataya, bu kez El Kaide ile mi düşmek üzere?

02.05.2015 10:30